Anunnakiler Varsa Dinler Çöker mi?
Blog & Makaleler
Anunnakiler Varsa Dinler Çöker mi?
İnternette Anunnakiler hakkında yapılan tartışmaların büyük kısmında şu iddia dile getirilmektedir:
“Eğer Anunnakiler insanı yarattıysa Musevilik, Hristiyanlık ve İslam çöker.”
İlk bakışta iddialı görünen bu cümle, aslında mantıksal olarak eksik bir çıkarıma dayanır. Çünkü burada iki farklı soru tek bir soruymuş gibi ele alınmaktadır.
Birinci soru şudur:
İnsanın biyolojik gelişiminde başka bir uygarlığın etkisi olmuş olabilir mi?
İkinci soru ise şudur:
Evrenin ve bütün varlığın mutlak yaratıcısı kimdir?
Bu iki soru aynı değildir.
Ara Sebep ile Mutlak Yaratıcı Aynı Şey Değildir
Bir binanın yapımını düşünelim.
Binayı ustalar yapar.
Mühendis projeyi çizer.
İşçiler çalışır.
Vinçler kullanılır.
Ancak bütün bunlar birer ara sebeptir.
Hiç kimse “Bu binayı vinç yarattı.” demez.
Çünkü vinç yalnızca bir araçtır.
Aynı mantık dinlerde de vardır.
İslam’a göre Allah birçok işi sebepler vasıtasıyla gerçekleştirir.
İnsan anne ve babadan dünyaya gelir.
Yağmur bulutlardan yağar.
Bitkiler topraktan çıkar.
Fakat Müslüman için bütün bu sebeplerin arkasındaki yaratıcı yine Allah’tır.
Dolayısıyla bir gün insan DNA’sına müdahale etmiş çok gelişmiş bir uygarlığın var olduğu kesin olarak kanıtlansa bile, bu onların mutlak yaratıcı olduğunu göstermez.
Popüler Anunnaki Anlatılarında Bile İlk Sebep Sorusu Devam Eder
İlginç olan nokta şudur ki, Anunnaki teorisini savunan birçok kişinin dayandığı Sümer metinlerinde bile, Anunnakilerin üzerinde daha yüce bir düzen veya ilk yaratıcı fikrine işaret eden ifadeler bulunduğu öne sürülmektedir. Bunun nasıl yorumlanacağı akademik olarak tartışmalıdır; ancak popüler anlatılarda bile Anunnakiler her şeyin başlangıcı olarak sunulmaz.
Yani anlatının kendi içinde bile şu soru cevapsız kalmaktadır:
Anunnakileri kim yarattı?
Eğer onların da bir başlangıcı varsa, onlar da yaratılmıştır.
Yaratılmış olan ise mutlak yaratıcı olamaz.
Asıl Soru Sürekli Erteleniyor
Anunnaki teorileri çoğu zaman şu soruyu cevaplamaya çalışır:
“İnsanı kim yaptı?”
Fakat daha büyük soruyu cevaplamaz:
- Evren neden var?
- Fizik yasaları neden var?
- Madde neden var?
- Yaşamı mümkün kılan düzen nasıl ortaya çıktı?
- Anunnakilerin kendisi nasıl var oldu?
Soruyu yalnızca birkaç adım geriye taşımak, onu çözmek değildir.
Eğer “Bizi Anunnakiler yaptı.” deniyorsa, bu kez doğal olarak şu soru doğar:
Peki Anunnakileri kim yaptı?
Bilimsel Bir Hipotez mi, Modern Bir Mitoloji mi?
Bugün internette anlatılan Anunnaki hikâyelerinin önemli bir kısmı, Sümer tabletlerinin doğrudan çevirileri değildir. Büyük ölçüde Zecharia Sitchin’in yorumlarına dayanır ve bu yorumlar Sümer dili üzerine çalışan uzmanların büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmez.
Üstelik bu anlatılar, arkeoloji, antropoloji, genetik ve insanlık tarihinin ortaya koyduğu kademeli gelişim modelini de büyük ölçüde göz ardı eder. İnsan uygarlığı; taş aletlerden tarıma, yazının icadından şehir devletlerine kadar binlerce yıllık bir süreç içinde gelişmiştir. Anunnaki anlatısı ise çoğu zaman bu uzun tarihsel gelişimi tek bir genetik müdahaleyle açıklamaya çalışır.
Bu nedenle Anunnaki teorisi bugün için bilimsel bir model değil, doğrulanmamış bir hipotez ve modern bir mitoloji olarak değerlendirilmektedir.
Tanrı Başka Tanrılar Yaratabilir mi?
Bu soru ilk bakışta ilginç görünse de aslında “Tanrı” kavramının tanımıyla ilgilidir. İslam’da Tanrı denildiğinde, başlangıcı olmayan, sonradan meydana gelmemiş, mutlak kudret sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan varlık anlaşılır. Eğer bir varlık başka biri tarafından yaratılmışsa, artık onun bir başlangıcı vardır ve varlığı yaratıcısına bağlıdır. Bu nedenle yaratılmış bir varlık, tanımı gereği “Tanrı” olamaz. Allah dilediği kadar güçlü varlık yaratabilir; melekler, cinler veya insanlardan çok daha üstün canlılar meydana getirebilir. Ancak bunların tamamı yaratılmış oldukları için ilah değil, mahlûktur. Dolayısıyla “Tanrı başka tanrılar yaratabilir mi?” sorusu, kavramların kendi içinde çelişmesine yol açar. Çünkü yaratılmış olan artık mutlak yaratıcı değil, yaratılmış bir varlıktır.
Yaratılırsa, Yaratılanlar Tanrı Olabilir mi?
Bir varlığın ilah olabilmesi için en temel özelliklerinden biri, varlığının başka hiçbir sebebe bağlı olmamasıdır. Eğer bir varlık yaratılmışsa, onu var eden bir irade vardır. Bu da onun ezelî olmadığını gösterir. Gücü ne kadar büyük olursa olsun, evrenler yaratabilecek teknolojiye sahip olsa bile, başlangıcı olan bir varlık mutlak ilah olarak nitelendirilemez. Bugün bir insanın yapay zekâ üretmesi, robot geliştirmesi veya genetik müdahaleler yapması onu tanrı yapmadığı gibi; Allah’ın yaratacağı çok güçlü varlıklar da ilah olmaz. Çünkü ilahlık yalnızca güç meselesi değil, varlığın mahiyetidir.
Birden Fazla Tanrı Varsa Birbirlerine Karşı Koyabilir, Evlenebilir veya Birbirlerini Öldürebilir mi?
Çok tanrılı inanç sistemleri incelendiğinde, tanrıların çoğu zaman insanlar gibi davrandıkları görülür. Yunan, Roma, İskandinav ve Mezopotamya mitolojilerinde tanrılar evlenir, çocuk sahibi olur, savaşır, kıskanır, öfkelenir ve birbirleriyle mücadele ederler. Ancak bu özellikler, onların mutlak ilah değil; insan özellikleriyle tasvir edilmiş güçlü varlıklar olduğunu gösterir. Çünkü evlenmek, soyun devamına ihtiyaç duymaktır; savaşmak, karşı tarafın engelleyebileceği bir güce sahip olmaktır; öfkelenmek ve kıskanmak ise eksiklik ve değişim ifade eder. Oysa İslam’da Allah hiçbir şeye muhtaç değildir ve hiçbir eksiklik taşımaz. Bu nedenle insanlar gibi davranan veya birbirleriyle mücadele eden varlıkların mutlak ilah olması mümkün görülmez.
Eğer Birbirlerini Öldürebiliyorlarsa Neden Ölümsüz Deniliyor?
Bir varlığın öldürülebilmesi, onun varlığının sona erebileceği anlamına gelir. Sonu olan bir varlık ise mutlak ve ezelî olamaz. Mitolojilerde zaman zaman tanrıların öldüğü, hapsedildiği veya güçlerini kaybettiği anlatılır. Örneğin İskandinav mitolojisinde Ragnarök’te birçok tanrı ölür. Bu tür anlatılar, söz konusu varlıkların mutlak ilah değil, olağanüstü güçlere sahip karakterler olduğunu gösterir. İslam’da ise Allah için ölüm, yok olma veya güç kaybetme söz konusu değildir. Çünkü O’nun varlığı zorunludur ve hiçbir dış etkene bağlı değildir. Bu nedenle hem “ölümsüz” hem de “öldürülebilir” olmak mantıksal olarak aynı anda doğru olamaz.
Birinin Yaptığını Diğeri Yok Edebiliyorsa Bu Düzen Nasıl Ayakta Kalıyor?
Birden fazla mutlak güce sahip ilahın bulunduğu varsayımı, evrenin düzeni açısından önemli bir mantık problemi ortaya çıkarır. Eğer her biri sınırsız iradeye sahipse ve biri bir şeyi yapmak isterken diğeri tam tersini isterse ne olacaktır? Birinin iradesi gerçekleşirse diğerinin iradesi gerçekleşmemiş olur ve o artık mutlak kudret sahibi değildir. Eğer hiçbirinin iradesi gerçekleşmezse ikisi de mutlak değildir. Eğer ikisinin iradesi aynı anda zıt şekilde gerçekleşirse bu da mantıksal bir çelişki doğurur. İslam kelamında bu düşünceye “Burhan-ı Temânu” adı verilir ve Kur’an’daki şu ayetle ilişkilendirilir:
“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, ikisinin de düzeni bozulurdu.” (Enbiyâ Suresi, 22)
Buradaki vurgu, evrendeki düzenin tek bir mutlak iradenin varlığına işaret ettiğidir. Fizik yasalarının evrenin her yerinde aynı şekilde işlemesi, doğanın belirli bir düzen içinde devam etmesi ve kozmik dengenin korunması, İslam düşüncesinde tevhid inancını destekleyen aklî delillerden biri olarak değerlendirilmiştir.
Peki İnsanlar Neden Anunnaki gibi Hikâyelere İlgi Duyuyor?
Burada psikolojik bir boyut da vardır.
İnsan zihni, karmaşık sorulara basit ve etkileyici cevaplar aramaya eğilimlidir. “Bizi uzaylılar yarattı.” fikri, hem gizemlidir hem de birçok bilinmeyene tek bir açıklama getiriyormuş gibi görünür.
Bazı insanlar için bu anlatılar, dinî açıklamaların yerine geçen alternatif bir köken hikâyesi hâline gelir. Ancak bir inanç sistemini reddetmek, yerine konulan her iddiayı otomatik olarak doğru yapmaz. Bir hipotezin kabul görebilmesi için yalnızca ilgi çekici olması değil; tarih, arkeoloji, genetik ve diğer bilim dallarından bağımsız kanıtlarla desteklenmesi gerekir.
Sonuç Olarak Anunnakiler Varsa Dinler Çöker mi?
Anunnakiler varsa dinler çöker.” iddiası, ilk bakışta güçlü görünse de mantıksal olarak zorunlu bir sonuç değildir. Diyelim ki gelecekte gerçekten insan genetiğine müdahale etmiş gelişmiş bir uygarlığın varlığı kanıtlandı. Bu, en fazla insanın biyolojik tarihine ilişkin yeni bilgiler ortaya koyar.
Ancak bu durum, evrenin neden var olduğu, fizik yasalarının nasıl ortaya çıktığı veya mutlak yaratıcının kim olduğu sorularını ortadan kaldırmaz. Hatta yeni bir soru ekler: “O uygarlığı kim yarattı?”
Dolayısıyla Anunnakilerin varlığı ile Allah’ın varlığı aynı düzlemde tartışılan konular değildir. Biri, varsa, evrenin içindeki yaratılmış bir uygarlığı ifade eder; diğeri ise evrenin ve bütün varlığın ilk sebebi ve mutlak yaratıcısı hakkındaki felsefi ve dinî sorudur.
Bu nedenle “Anunnakiler varsa dinler çöker.” demek, ara sebep ile mutlak yaratıcı kavramını birbirine karıştırmak anlamına gelir. Tartışmanın sağlıklı yürüyebilmesi için önce bu iki kavramın birbirinden ayrılması gerekir.
Belki bir gün insanlıktan çok daha gelişmiş bir uygarlığın varlığı kanıtlanabilir. Bilim bunu araştırmaya devam edecektir. Ancak böyle bir keşif, en fazla evrendeki başka bir yaratılmış medeniyetin varlığını gösterir. O medeniyetin de bir başlangıcı, bir varoluş sebebi ve tabi olduğu fizik yasaları olacaktır. Dolayısıyla “Bizi onlar yarattı.” iddiası, “Onları kim yarattı?” sorusunu ortadan kaldırmaz. Tartışma yine ilk sebep noktasına döner. İslam’ın tevhid anlayışı da tam olarak bu ilk sebep üzerine kuruludur: Mutlak yaratıcı yalnızca Allah’tır; O’nun başlangıcı, sonu, dengi ve ortağı yoktur.
Yazar: Ali Değişmiş
- KATEGORİLER:
- | Blog & Makaleler |
- | Kültür Sanat Haberleri |




You must be logged in to post a comment Giriş