Yapay Zekâ, Güç ve Toplum: Harari’nin Uyarıları Hakkında
Blog & Makaleler
Yapay Zekâ, Güç ve Toplum: Harari’nin Uyarıları Ne Kadar Gerçekçi?
Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin hızlı gelişimi, yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumsal ve düşünsel bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir. Bu dönüşüme dikkat çeken isimlerden biri de tarihçi ve düşünür Yuval Noah Harari’dir. Harari, özellikle Dünya Ekonomik Forumu’nun (Davos) son yıllardaki toplantılarında yaptığı konuşmalarda, yapay zekânın artık yalnızca bir “araç” olmaktan çıktığını; özerk davranabilen, karar verebilen ve insan toplumunun temel yapılarını etkileyebilen bir “aktör” hâline geldiğini savunmaktadır.
Harari’nin 2026 Davos konuşmasında yaptığı değerlendirmeler, yapay zekânın toplumsal yapı üzerindeki etkilerine ilişkin önemli tartışmaları gündeme taşımıştır. Bu konuşmada öne çıkan temel görüşler şu şekilde özetlenebilir:
Harari’ye göre yapay zekâ, kendi başına öğrenebilen, karar verebilen ve insan davranışlarını yönlendirebilen bir sistem hâline gelmektedir. Bu durum, insan denetiminin giderek zayıfladığı yeni bir döneme işaret etmektedir. Ayrıca dil, hukuk, kitaplar ve ritüeller gibi insan toplumunun temel yapıtaşlarının yapay zekâ tarafından dönüştürülebileceğini, hatta kısmen kontrol altına alınabileceğini ileri sürmektedir.
Harari, özellikle hukuk ve diğer söz temelli kurumların yapay zekâ tarafından şekillendirilmesinin ciddi etik ve hukuki tartışmaları zorunlu kıldığını vurgulamaktadır. Bazı değerlendirmelerinde ise, yapay zekânın insan düşüncesini, dili ve kurumsal yapıları köklü biçimde dönüştürebileceğini; gelecekte bu sistemlere tüzel kişilik tanınması gibi radikal fikirlerin dahi gündeme gelebileceğini ifade etmektedir.
Nitekim Harari, çeşitli konuşmalarında yapay zekâyı şu şekilde tanımlamaktadır: “Yapay zekâ yalnızca bir araç değil; kendi başına öğrenen, karar veren ve manipüle edebilen bir ajandır. Bu durum, dilin, hukukun ve toplumun düzenleyici kurumlarının yeniden düşünülmesini gerektirir.” Bu ifadeler, Harari’nin yapay zekâyı pasif bir teknoloji olarak değil, toplumsal süreçleri doğrudan etkileyen bir güç olarak konumlandırdığını göstermektedir.
Harari’nin Davos konuşmalarının tam metinleri, Dünya Ekonomik Forumu’nun resmî platformlarında, kendi yayımladığı dijital mecralarda ve çeşitli üçüncü taraf kaynaklarda erişime açıktır. Bu metinler, yapay zekânın geleceğine dair kaygıların akademik ve politik düzeyde nasıl ele alındığını anlamak açısından önemli birer referans niteliği taşımaktadır.
Tüm bu değerlendirmeler, teknolojinin ulaştığı noktayı ciddiyetle ele almayı gerekli kılmaktadır. Ancak şu soru kaçınılmazdır: Harari’nin uyarıları ne ölçüde gerçekçidir? Yapay zekâ gerçekten bağımsız bir aktör hâline mi gelmektedir, yoksa bu söylemler teknolojik gelişmenin abartılı bir yorumu mudur?
Bu makalede, Harari’nin ileri sürdüğü iddialar eleştirel bir perspektifle incelenecek; yapay zekânın günümüzdeki gerçek kapasitesi ile bu iddialar arasındaki ilişki analiz edilecek ve insan–teknoloji ilişkisine dair daha dengeli bir çerçeve sunulacaktır.
Yapay Zekâ: Araçtan Aktöre mi Dönüşüyor?
Harari’nin en dikkat çekici iddialarından biri, yapay zekânın artık pasif bir araç olmaktan çıkıp aktif bir özneye dönüştüğü yönündedir. Gerçekten de günümüzde yapay zekâ sistemleri; metin yazabilmekte, görsel üretebilmekte, finansal işlemleri yönetebilmekte ve bazı alanlarda insan kararlarının yerini alabilmektedir.
Ancak bu noktada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Yapay zekâ sistemleri, görünürde “karar” alıyor gibi davransa da, bu süreçler temelde istatistiksel hesaplamalara ve önceden tanımlanmış algoritmalara dayanmaktadır. Yapay zekâ, bilinç sahibi değildir; niyet üretmez, değer yargısı geliştirmez ve etik sorumluluk taşımaz. Ürettiği her sonuç, geçmiş verilerin matematiksel olarak işlenmesinin bir ürünüdür.
Dolayısıyla yapay zekânın “aktör” olarak tanımlanması, teknik anlamda değil, işlevsel anlamda geçerlidir. Yani yapay zekâ, toplumsal süreçleri etkileyen güçlü bir araçtır; ancak bağımsız bir özne değildir.
Dil, Hukuk ve Kurumsal Yapılar Üzerindeki Etkisi
Harari’nin bir diğer önemli vurgusu, yapay zekânın dil ve hukuk gibi söz temelli sistemleri dönüştürme potansiyelidir. Günümüzde bu iddianın bazı yönleri somut biçimde gözlemlenmektedir.
Yapay zekâ:
-
Hukuki metinler hazırlayabilmekte,
-
Sözleşme analizleri yapabilmekte,
-
Akademik ve edebi metinler üretebilmekte,
-
Medya içeriklerini otomatikleştirebilmektedir.
Bu durum, bilgi üretiminin hızlanmasını sağlarken, aynı zamanda yeni riskleri de beraberinde getirmektedir. Yanlış bilgi üretimi, manipülasyon, hukuki hatalar ve etik sorunlar bu riskler arasındadır.
Ancak burada belirleyici unsur, yapay zekânın kendisi değil, onu kullanan kurumlardır. Hukuk sistemlerinin veya medya düzeninin yapay zekâya teslim edilmesi, teknolojik bir zorunluluk değil, siyasi ve yönetsel bir tercihtir.
Yapay Zekâya Tüzel Kişilik Tartışması: Gerçekçi mi?
Harari’nin en tartışmalı görüşlerinden biri, gelecekte yapay zekâya tüzel kişilik tanınabileceği ihtimalidir. Günümüzde şirketler, vakıflar ve kurumlar hukuki kişilik statüsüne sahiptir. Bu nedenle bazı düşünürler, ileri düzey yapay zekâ sistemlerinin de benzer bir statü kazanabileceğini savunmaktadır.
Ancak mevcut koşullarda bu yaklaşım ciddi sorunlar barındırmaktadır. Çünkü tüzel kişilik, sorumluluk ve hesap verebilirlik kavramlarını içerir. Oysa yapay zekâ:
-
Ahlaki bilinç taşımaz,
-
Hukuki sorumluluk üstlenemez,
-
Niyet ve irade sahibi değildir.
Bu nedenle yapay zekâya kişilik tanımak, sorumluluğun insanlardan teknolojiye aktarılması anlamına gelebilir. Bu da demokratik denetim açısından ciddi riskler doğurur.
Harari’nin Uyarıları: Abartı mı, Gerekli Bir Alarm mı?
Harari’nin söylemleri zaman zaman karamsar ve abartılı bulunabilmektedir. Ancak bu uyarıların temel amacı, teknolojik gelişmenin kontrolsüz biçimde ilerlemesine karşı toplumsal farkındalık oluşturmaktır.
Gerçekçi bir değerlendirme yapıldığında şu tablo ortaya çıkmaktadır:
-
Yapay zekâ güçlüdür, ancak bilinçsizdir.
-
Etkilidir, ancak sorumlu değildir.
-
Dönüştürücüdür, ancak yönlendirilmeye muhtaçtır.
Dolayısıyla asıl mesele, yapay zekânın ne yapabildiğinden çok, insanların onu nasıl yönettiğidir.
Tehlike Teknolojide Değil, Denetimsizliktedir
Harari’nin dile getirdiği riskler bütünüyle temelsiz değildir. Yapay zekâ sistemleri, özellikle yanlış ellerde ve yeterli denetim mekanizmaları olmadan kullanıldığında, toplumları yönlendirme, kamuoyunu manipüle etme, hukuki süreçleri zayıflatma ve bilgi kirliliğini artırma potansiyeline sahiptir. Algoritmalar aracılığıyla üretilen içeriklerin yaygınlaşması, sahte haberlerin hızla dolaşıma girmesi ve bireylerin dijital profiller üzerinden yönlendirilmesi, bu risklerin somut örnekleri arasında yer almaktadır.
Ancak bu sorunların kaynağı, yapay zekânın kendisi değil; onu tasarlayan, yöneten ve kullanan insan iradesidir. Teknoloji, doğası gereği tarafsızdır; ona hangi amaçların yükleneceği, hangi sınırlar içinde çalışacağı ve hangi değerlerle yönlendirileceği, tamamen insan kararlarına bağlıdır. Bu durum, mekanik sistemlerde de benzer biçimde gözlemlenmektedir. Örneğin dört zamanlı bir içten yanmalı motor, emme, sıkıştırma, yanma ve egzoz aşamalarını belirli fizik kuralları çerçevesinde yerine getirerek güç üretir. Bu motor, kendisine yüklenen işlevin dışına çıkamaz; ne üretmesi bekleniyorsa onu üretir.
Benzer şekilde yapay zekâ sistemleri de kendi başına amaç belirleyen bilinçli varlıklar değildir. Henüz öz farkındalık ve bağımsız bilinç geliştirmedikleri sürece, yalnızca tasarlandıkları algoritmalar ve kendilerine öğretilen veriler doğrultusunda çalışırlar. Bu nedenle yapay zekânın ortaya çıkardığı sonuçlar, onun “niyetinden” değil, insan eliyle oluşturulmuş tasarım ve eğitim süreçlerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla yapay zekânın toplumsal etkileri, teknik kapasitesinden çok, onu çevreleyen etik, hukuki ve politik çerçeve tarafından belirlenmektedir.
Bilinçli ve etik temellere dayalı bir yönetim anlayışıyla kullanıldığında yapay zekâ; sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin artırılması, kamu yönetiminin şeffaflaştırılması ve bilimsel araştırmaların hızlandırılması gibi alanlarda insanlığın gelişimine önemli katkılar sağlayabilir. Nitekim günümüzde birçok ülkede yapay zekâ destekli sistemler, erken hastalık teşhisi, afet yönetimi ve kaynak planlaması gibi hayati alanlarda etkin biçimde kullanılmaktadır.
Buna karşılık, yeterli denetim mekanizmalarının bulunmadığı ortamlarda yapay zekâ, ekonomik gücün ve siyasal etkinin belirli grupların elinde yoğunlaşmasına hizmet eden bir araç hâline gelebilir. Büyük veri kaynaklarına sahip şirketlerin ve devletlerin, bu teknolojileri bireylerin davranışlarını izlemek ve yönlendirmek amacıyla kullanması, demokratik değerler açısından ciddi riskler doğurmaktadır. Bu durum, denetimsiz güç birikiminin dijital çağdaki yeni biçimi olarak değerlendirilebilir.
Bu bağlamda temel mesele, teknolojinin sınırlandırılması değil; onun şeffaf, hesap verebilir ve insan haklarına saygılı bir çerçevede yönetilmesidir. Etkili hukuk düzenlemeleri, bağımsız denetim kurumları, akademik denetim mekanizmaları ve toplumsal farkındalık, yapay zekânın güvenli biçimde kullanılmasının temel unsurlarıdır.
Sonuç olarak gelecek, makinelerin kendi başına şekillendirdiği bir alan değil; teknolojiyi bilinçli biçimde yöneten, etik sorumluluk bilinci gelişmiş toplumların ortak ürünü olacaktır. Yapay zekâ, insanlığın kaderini belirleyen bir güç değil; insan aklının ve vicdanının rehberliğinde anlam kazanan bir araçtır.
Ali Değişmiş
- KATEGORİLER:
- | Blog & Makaleler |
- | Yapay Zeka Haberleri |




You must be logged in to post a comment Giriş