Düşen İHA’lar: Güvenlik Zaafiyeti mi, Algı Operasyonu mu?
Blog & Makaleler
Düşen İHA’lar: Güvenlik Zaafiyeti mi, Algı Operasyonu mu?
Son dönemde Türkiye sınırları içinde düşen veya ele geçirilen insansız hava araçları (İHA), kamuoyunda iki uç yorumun ortaya çıkmasına neden oldu. Bir kesim bunu “ciddi bir güvenlik zaafiyeti” olarak görürken, diğer kesim yaşananların bilinçli bir algı operasyonu olabileceğini savunuyor. Gerçek ise çoğu zaman bu iki uç arasında, daha karmaşık bir yerde durur.
1. Bir İHA Gerçekten Türkiye’ye Düşebilir mi?
Evet, teknik olarak mümkündür ve bu durum olağanüstü değildir.
Bu durum hem yerli hem de yabancı menşeli insansız hava araçları için geçerlidir.
İnsansız hava araçları, her ne kadar gelişmiş sensörler ve otonom sistemlerle donatılmış olsa da, sonuçta insan yapımı karmaşık sistemlerdir ve hata payı içerirler. Modern İHA’ların büyük bölümü, uçuş sırasında birden fazla teknolojik bileşenin aynı anda sağlıklı çalışmasına bağlıdır.
Modern İHA’ların Ortak Teknik Özellikleri
İster yerli ister yabancı olsun, modern İHA’lar genellikle:
-
Otonom veya yarı otonom çalışır
-
GPS, INS ve yer kontrol istasyonlarına bağımlıdır
-
Veri linki kesintisi, elektronik karıştırma (jammer), yön kaybı, yakıt veya batarya sorunları, yazılım hataları gibi nedenlerle kontrolden çıkabilir
Bu tür kayıplar, askerî literatürde operasyonel risk kapsamında değerlendirilir.
Yabancı Bir İHA Türkiye’ye Düşebilir mi?
Evet, yabancı menşeli bir İHA’nın Türkiye sınırları içinde düşmesi, yalnızca sınır hattından yapılan klasik bir ihlal senaryosuyla sınırlı değildir. Modern güvenlik literatüründe sahte bayrak (false flag) operasyonları olarak tanımlanan yöntemler de, bu tür olaylar açısından teorik bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Bu tür senaryolarda amaç, doğrudan askerî zarar vermekten ziyade, belirli bir ülkeyi veya aktörü hedef göstererek devletler arasında güvensizlik yaratmak, kamuoyunu yönlendirmek ve siyasi gerilim üretmektir.
Bu çerçevede, bir İHA’nın:
-
Düşük irtifadan uçurulması,
-
Sınır hattı dışında, iç bölgelerde yönlendirilmesi,
-
Yerel işbirlikçiler veya önceden planlanmış lojistik destek mekanizmalarıyla sahaya sürülmesi
gibi ihtimaller, teorik olarak tamamen dışlanamaz. Her İHA olayının mutlaka sınırdan girerek gerçekleşmesi gerekmez; zira modern İHA’ların haberleşme, yönlendirme ve kontrol altyapıları farklı senaryolara uygun şekilde kurgulanabilmektedir.
Kamuoyuna yansıyan bazı olaylarda, görgü tanıklarının İHA’nın çok düşük irtifada uçtuğuna dair beyanları dikkat çekmektedir. Bu tür anlatımlar, tek başına kesin teknik kanıt niteliği taşımasa da, olayın uçuş profiline dair önemli ipuçları sunabilir. Özellikle bir İHA’nın yere yakın seviyede tespit edilebilmesi, klasik yüksek irtifa keşif veya taarruz uçuşlarından farklı bir senaryoya işaret edebilir.
Buna ek olarak, bazı vakalarda İHA’nın gövde bütünlüğünü büyük ölçüde koruyarak, paraşüt benzeri sistemlerle yere indiğine dair iddialar gündeme gelmiştir. Bu tür bir iniş profili, kontrolsüz düşüşten ziyade kontrollü veya yarı kontrollü bir senaryonun ihtimal dâhilinde olduğunu düşündürebilir. Yine kamuoyunda tartışılan bir diğer unsur ise, savaş koşullarında kullanılması olağan olmayan menşei işaretleri, semboller veya yıldız benzeri etiketlerin İHA üzerinde bulunmasıdır. Bu tür unsurlar, hedef saptırmaya yönelik olarak eklenmiş olabileceği ihtimaliyle birlikte değerlendirilmek durumundadır.
Ancak tüm bu göstergelerin, kesin sonuçlar doğuracak deliller olarak değil, teknik incelemelerde dikkate alınması gereken olasılıklar olarak ele alınması gerekir. Nihai değerlendirme, yalnızca resmî teknik analizler, enkaz incelemeleri ve çok boyutlu istihbarat verileriyle yapılabilir.
Sonuç olarak, kamuoyu çoğu zaman yalnızca olayın görünen sonucuna tanıklık eder; oysa bir İHA’nın hangi amaçla, hangi koşullarda ve hangi yönlendirme mekanizmalarıyla sahaya girdiği, kamuya açık bilgilerle her zaman tam olarak anlaşılmayabilir. Bu nedenle tekil olaylardan kesin hükümler çıkarmak yerine, ihtimallerin soğukkanlı, temkinli ve çok boyutlu biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Riskin Daha Yüksek Olduğu Alanlar
Özellikle:
-
Düşük irtifa
-
Küçük / orta sınıf taktik İHA’lar
-
Sınır bölgelerine yakın uçuşlar
için bu riskler askerî kaynaklarda bilinen ve öngörülen durumlardır.
Tekil Bir Olay Ne Anlama Gelmez?
Tek bir İHA’nın — yerli ya da yabancı — düşmesi:
-
Hava sahasının tamamen kontrolsüz olduğu
-
Savunma sistemlerinin çöktüğü
-
Devletin olaydan habersiz olduğu
anlamına gelmez.
Askerî terminolojide bu tür olaylar, sistemik çöküş değil, tekil operasyonel kayıp olarak değerlendirilir.
2. Birden Fazla Olay Olursa Ne Anlama Gelir?
İşte kritik soru burada başlar.
Birden fazla İHA olayının görülmesi şu ihtimaller çerçevesinde değerlendirilebilir:
-
Gerçek bir güvenlik zafiyeti
Sistemsel bir açık veya henüz kapatılmamış bir teknik boşluk bulunması. -
Geçici bir teknik açık
Elektronik harp, jammer yoğunluğu, yazılım güncellemesi, saha adaptasyonu gibi nedenlerle kısa süreli zayıflık oluşması. -
Yeni tehdit türlerine adaptasyon süreci
Mevcut hava savunma mimarisinin, düşük irtifa–küçük platform–asimetrik kullanım gibi yeni tehdit profillerine uyum aşamasında olması. -
Olağan uçuş yolları dışında senaryolar
İHA’nın sınırdan uçuşla değil,-
başka bir hava platformundan paraşütle bırakılması,
-
deniz veya kara içinden önceden konumlandırılması,
-
kısa menzilli ve düşük görünürlük esaslı bir profille devreye sokulması.
-
-
Kontrollü veya yarı kontrollü düşüş senaryoları
Enkazın görece bütünlük koruması, paraşüt benzeri sistemler veya düşük hız izleri gibi unsurların bulunması. -
Hedef saptırmaya yönelik işaretleme ve görsel yönlendirme
Menşei çağrışımı yapan semboller, etiketler veya işaretlerin algı üretme amacıyla sonradan eklenmiş olma ihtimali. -
Olay sonrası görünürlüğün özellikle artırılması
Teknik olarak sınırlı bir olayın,-
sosyal medyada zincirleme yayılması,
-
“sürekli oluyor” algısıyla servis edilmesi,
-
güven zedeleyici dilin bilinçli şekilde öne çıkarılması.
-
-
5. kol faaliyetleri için elverişli bir zemin oluşturulması
Olayın kendisinden çok, sonrasındaki söylem ve psikolojik etki üzerinden toplumsal güvenin aşındırılmasının hedeflenmesi.
şeklinde yorumlanabilir.
Modern güvenlik anlayışında şunu unutmamak gerekir:
Hiçbir ülkenin hava sahası %100 geçirimsiz değildir.
ABD, Rusya, İsrail gibi ülkelerde dahi:
-
İHA ihlalleri
-
Tanımlanamayan hava araçları
-
Düşen veya ele geçirilen sistemler
zaman zaman yaşanmaktadır. Bunlar genellikle kamuoyuna yansımaz veya sınırlı bilgiyle geçilir.
3. Zaafiyet Var mı, Yoksa “Zaafiyet Algısı” mı Üretiliyor?
Burada algı–gerçek ayrımı yapılmalıdır.
Gerçek zaafiyet:
-
Süreklidir
-
Benzer yöntemlerle tekrar eder
-
Resmî kurumlarca iç raporlarla ele alınır
-
Zamanla kapatılır
Algı operasyonu ise:
-
Görüntülerin özellikle servis edilmesi
-
Sosyal medyada “yol geçen hanı” gibi ifadelerin yaygınlaştırılması
-
“Devletin haberi yok” söyleminin tekrar edilmesi
-
Güven duygusunu aşındıran dilin öne çıkarılması
üzerinden yürür.
Burada hedef:
“Devlet kontrolü kaybetti” algısını yerleştirmektir.
Bu algı, fiilî zarardan bazen daha tehlikelidir.
“Devlet Kontrolü Kaybetti” Algısı Neden Hedeflenir?
Modern güvenlik anlayışında tehditler artık yalnızca fiziksel alanlarda değil, algı ve psikoloji düzleminde de üretilmektedir. Bir olayın fiilî etkisinden çok, toplumda nasıl yankılandığı ve nasıl çerçevelendiği, stratejik sonuçlar doğurabilir. Bu bağlamda “devlet kontrolü kaybetti” algısı, klasik askerî zarardan daha yıpratıcı hâle gelebilir.
Algı Zararının Fiilî Zarardan Farkı
Fiilî zarar:
-
Sınırlıdır
-
Teknik olarak ölçülebilir
-
Onarılabilir
-
Çoğu zaman kısa sürede telafi edilir
Algı zararı ise:
-
Soyuttur
-
Ölçülmesi zordur
-
Uzun süreli etki bırakır
-
Toplumun güven duygusunu aşındırır
Bir İHA’nın düşmesi, askerî açıdan “operasyonel kayıp” olarak değerlendirilebilirken; bu olayın “ülke savunması çöktü” söylemiyle sunulması, çok daha geniş bir psikolojik etki üretir.
Kontrol Kaybı Algısının Stratejik Sonuçları
“Devlet kontrolü kaybetti” algısının yerleşmesi durumunda:
-
Güvenlik kurumlarına duyulan toplumsal güven zayıflar
-
Kriz anlarında devletin açıklamaları daha az inandırıcı olur
-
Komplo teorileri daha hızlı yayılır
-
Toplumda panik, kaygı ve kutuplaşma artar
Bu durum, devletin fiilî kapasitesinden bağımsız olarak zayıf görünmesine yol açar. Oysa güvenlik, yalnızca kapasite meselesi değil, inandırıcılık meselesidir.
Algı Operasyonlarında Görünürlük Stratejisi
Algı temelli çalışmalar genellikle:
-
Tekil olayları zincir hâlinde sunar
-
“Sürekli oluyor” izlenimi yaratır
-
Görsel materyali tekrar tekrar dolaşıma sokar
-
Sosyal medyada duygusal ve sert dili teşvik eder
Amaç:
Olayın kendisinden çok, olayın yarattığı hissi kalıcı hâle getirmektir.
Bu noktada teknik detaylar geri plana itilir, semboller ve duygular öne çıkar.
Neden Fiilî Zarar Bazen Daha Az Tehlikelidir?
Fiilî zarar:
-
Askerî ve teknik mekanizmalarla telafi edilebilir
-
Kapalı devre süreçlerle analiz edilir
-
Kurum içi düzeltmelerle giderilir
Algı zararı ise:
-
Açık alanda gerçekleşir
-
Kontrolü zordur
-
Herkesin katılımına açıktır
-
Kendi kendini besleyen bir döngü oluşturur
Bu nedenle modern güvenlik doktrinlerinde, bilgi ve algı güvenliği, fiziksel savunma kadar önemli kabul edilmektedir.
Sonuç olarak
Bir devlet, zaman zaman teknik kayıplar yaşayabilir; bu, savunma kapasitesinin çöktüğü anlamına gelmez. Ancak bu tür olayların, “kontrol kaybı” söylemiyle sürekli ve bilinçli biçimde işlenmesi, toplumun güven refleksini zayıflatır. Bu nedenle asıl risk, olayın kendisinden ziyade, nasıl anlatıldığı ve nasıl çoğaltıldığıdır.
4. Her Paylaşımın Altındaki Çığırtkanlık: 5. Kol Faaliyeti Olabilir mi?
Bu soruya otomatik “evet” demek de, “asla” demek de yanlıştır.
Şu ayrım önemlidir:
-
Eleştiri:
“Bu olay nasıl oldu, önlem alındı mı?”
→ Meşrudur, gereklidir. -
Çığırtkanlık:
“Devlet çöktü, kimse bilmiyor, savunanlar cahil”
→ Güven aşındırıcıdır.
-
kol faaliyeti:
-
Her eleştiri değildir
-
Ama sistematik, tekrar eden, moral bozucu ve kutuplaştırıcı söylemlerle kendini belli eder
-
Özellikle kriz anlarında ortaya çıkar
-
Teknik tartışmadan çok psikolojik etki üretir
Bu nedenle:
Her çığırtkan 5. kol faaliyeti değildir ama her 5. kol faaliyeti çığırtkandır.
5. Devleti Savunmak Susmak mıdır?
Hayır.
Devleti savunmak:
-
Zaafları inkâr etmek değil
-
Onları abartmadan, küçümsemeden, kanıta dayalı konuşmaktır
Devleti yıpratmak ise:
-
Her olayı “acziyet” etiketiyle sunmak
-
Bilgi eksikliğini “bilinçli körlük” gibi göstermek
-
Güvenlik tartışmasını hakaret diline hapsetmektir
Sonuç Olarak
Türkiye sınırları içinde düşen veya ele geçirilen İHA’lar, tek başına ne mutlak bir güvenlik çöküşünün ne de kendiliğinden ortaya çıkmış büyük bir komplonun kesin kanıtı olarak okunabilir. Modern dünyada hiçbir ülke, hava sahasını sıfır riskle koruyamaz; teknolojik sistemler hata yapabilir, operasyonel kayıplar yaşanabilir. Bu durum, devletlerin zayıflığını değil, çağdaş güvenlik ortamının karmaşıklığını gösterir.
Ancak asıl belirleyici olan, bu tür olayların nasıl ele alındığı, nasıl anlatıldığı ve hangi anlam çerçevesine yerleştirildiğidir. Tekil olaylar, bağlamından koparılarak sürekli tekrarlandığında veya sert, aşağılayıcı ve genelleyici bir dille sunulduğunda, fiilî etkisinin çok ötesinde bir algı zararı üretir. Bu zarar, zamanla güven duygusunu aşındırır, kurumsal inandırıcılığı zayıflatır ve toplumsal refleksleri köreltir.
Güvenlik, yalnızca radarlar, füze sistemleri ve teknik kapasiteyle sağlanan bir olgu değildir. Aynı zamanda toplumsal akıl, soğukkanlılık ve dil disiplini gerektirir. Kriz anlarında aceleci hükümler, hakaret dili ve kesinlik iddiası taşıyan spekülasyonlar, güvenliği güçlendirmek yerine onu tartışmalı hâle getirir.
Devleti savunmak, sorun yokmuş gibi davranmak değildir; sorunları büyüterek ve itibarsızlaştırarak sunmak da değildir. Sağlıklı olan, olayları ölçülü biçimde sorgulamak, eleştiriyi bilgiyle yapmak ve kamuoyunu duygusal tepkiler yerine rasyonel değerlendirmeye davet etmektir.
Sonuç olarak, bir toplumun gerçek gücü yalnızca savunma sistemlerinde değil, olaylar karşısında sergilediği ortak akıl, sabır ve sorumluluk duygusunda ortaya çıkar. Güvenliği kalıcı kılan da tam olarak budur.
Ali Değişmiş
Araştırmacı – yorum
- KATEGORİLER:
- | Blog & Makaleler |



