Beğeni Sayıları Sanatı Ölçebilir mi?
Blog & Makaleler
Beğeni Sayıları Sanatı Ölçebilir mi?
Beğeni kültürü çağında algoritmaların öne çıkardığı içerikler ile gerçek sanat arasındaki görünmez mücadeleyi inceliyoruz.
İnternette gezinirken bazen insanı durup düşündüren anlar olur. Ben de böyle bir an yaşadım.
Yaklaşık 10 ay önce yüklenmiş “Concierto de Aranjuez, II. Adagio” performansını izliyordum. Joaquín Rodrigo’nun belki de insanlık tarihinin en dokunaklı eserlerinden biri olan bu bölümünü dinlerken videonun az beğeni aldığını fark ettim.
İlk aklıma gelen soru şuydu:
Nasıl olur da insan ruhuna bu kadar derinden dokunan bir eser birkaç bin beğeni alırken, hiçbir sanatsal değeri olmayan onlarca saniyelik videolar milyonlarca beğeniye ulaşabiliyor?
Bu soru aslında yalnızca müzikle ilgili değil.
Bu, modern dünyanın neyi ödüllendirdiğiyle ilgili.

Beğeni Kaliteyi Ölçmez
İnternette en büyük yanılgılardan biri şudur:
Çok izlenen şey iyidir.
Oysa algoritmalar kaliteyi değil, kullanıcıyı ekranda tutan içeriği ödüllendirir.
Bir video;
- düşündürüyorsa,
- yavaş ilerliyorsa,
- dikkat gerektiriyorsa,
- tekrar tekrar izlenmiyorsa,
algoritmalar açısından dezavantajlıdır.
Buna karşılık;
- şaşırtıcı,
- komik,
- öfkelendirici,
- tartışma çıkaran,
- birkaç saniyede tüketilen içerikler
çok daha fazla önerilir.
Yani dijital platformlar “en iyi sanatı” değil, “en çok dikkat çeken içeriği” öne çıkarır.
Adagio Sabır İster
Rodrigo’nun Adagio’su ilk saniyede kendini ele vermez.
Size bağırmaz.
Şaşırtmaya çalışmaz.
Kısa yoldan dopamin üretmez.
Tam tersine…
Sessizce sizi içine çeker.
Her dinleyişte farklı bir ayrıntı fark ettirir.
Bazen çocukluğunuzu hatırlatır.
Bazen kaybettiğiniz birini.
Bazen tarif edemediğiniz bir özlemi.
İşte tam da bu yüzden herkes tarafından aynı anda tüketilemez.
Çünkü bu eser, dinleyicisinden zaman ister.
Modern internet ise tam tersini ister.
Dikkat Ekonomisinin Kazananı Gürültüdür
Bugün sosyal medya şirketlerinin gelir modeli reklama dayanıyor.
Reklamın çalışması için insanların mümkün olduğunca uzun süre platformda kalması gerekir.
Bu yüzden algoritmalar sürekli olarak şunları arar:
- daha hızlı içerik,
- daha kısa video,
- daha fazla tepki,
- daha fazla paylaşım.
Sonuç olarak en sakin, en derin ve en estetik eserler görünmez hale gelebiliyor.
Çünkü sessizlik algoritmalara göre kârlı değildir.

İnsan Beyni Kolay Olanı Seçer
Psikoloji, insan beyninin mümkün olduğunca enerji tasarrufu yapmaya eğilimli olduğunu ortaya koyuyor. Beyin, daha az zihinsel çaba gerektiren içerikleri doğal olarak daha kolay işler ve bu nedenle hızlı tüketilebilen içerikler çoğu zaman daha cazip gelir. Örneğin, bir dakikalık komik bir video izlemek neredeyse hiçbir zihinsel hazırlık veya yoğun odaklanma gerektirmez.
Buna karşılık klasik müzik farklı bir dinleme deneyimi sunar. Eserin ritmini, melodisini ve duygusal derinliğini hissedebilmek için dikkat, sabır ve çoğu zaman belirli bir kültürel birikim gerekir. Dinleyicinin kendini müziğe bırakması ve duygusal olarak esere açık olması da bu deneyimin önemli bir parçasıdır.
Bu nedenle hızlı tüketim kültürünün hâkim olduğu dijital çağda insanların önemli bir bölümü, daha fazla zihinsel çaba gerektiren eserler yerine kolay ve anlık haz sunan içeriklere yönelmektedir. Bu durum insanların zekâsıyla ilgili değil, dijital platformların yıllar içinde oluşturduğu alışkanlıklarla ilgilidir. Sürekli kısa videolar, hızlı geçişler ve anlık ödüllerle karşılaşan beyin, zamanla daha sabır isteyen içeriklere karşı ilgisini kaybedebilmekte ve kolay tüketilebilen içerikleri tercih etmeye daha yatkın hâle gelmektedir.
Viral Olan ile Kalıcı Olan Aynı Şey Değildir
İnternet tarihi bunun örnekleriyle doludur.
Bir dans videosu birkaç hafta içinde yüz milyonlarca izlenebilir.
Fakat bir yıl sonra kimse onu hatırlamaz.
Buna karşılık Rodrigo’nun bestelediği eser neredeyse doksan yıldır dünyanın dört bir yanında çalınıyor.
Bugün hâlâ konser salonlarını dolduruyor.
Film müziklerinde kullanılıyor.
Yeni nesil gitaristler onu öğrenmek istiyor.
Yani…
Bir içerik milyonlarca beğeni aldığı için ölümsüz olmaz.
Gerçek sanat, algoritmaların ömründen daha uzun yaşar.
Beğeni Sayısı Kültürel Değerin Ölçüsü Değildir
Bugün birçok kişi internette gördüğü rakamlarla kaliteyi karıştırıyor.
Oysa tarihte bunun tam tersine sayısız örnek vardır.
Birçok ressam yaşarken hiç tanınmadı.
Bazı bestecilerin eserleri öldükten sonra keşfedildi.
Birçok bilim insanı yaşadığı dönemde alay konusu oldu.
Demek ki popüler olmak ile değerli olmak aynı şey değildir.
İnternet bunu yalnızca daha görünür hale getirdi.
Belki de Sorun Rodrigo Değil, Biziz
Rodrigo’nun müziği değişmedi.
Mozart değişmedi.
Bach değişmedi.
Beethoven değişmedi.
Değişen biziz.
Telefonlarımız günde yüzlerce kez dikkatimizi bölüyor.
Dakikalar içinde onlarca video tüketiyoruz.
Bir şarkının ilk on saniyesinde sıkılıyoruz.
Sürekli yeni uyarıcı arıyoruz.
Böyle bir dünyada on dakikalık bir Adagio dinlemek birçok insan için zorlaşıyor.
Belki de eserler değil…
Dinleyiciler dönüşüyor.
Sessiz Olan Her Zaman Kaybetmez
Bir videonun iki bin beğeni alması onun başarısız olduğu anlamına gelmez.
Belki o iki bin kişi gerçekten dinlemiştir.
Belki gözlerini kapatmıştır.
Belki hayatının en zor gününde o müzik ona güç vermiştir.
Belki yıllar sonra yine dönüp aynı eseri açacaktır.
Buna karşılık milyonlarca beğeni alan birçok video birkaç hafta sonra tamamen unutulacaktır.
Gerçek sanat bazen kalabalıklara değil, insanın içine ulaşır.
Ve orada yaşamaya devam eder.
Dijital Çağın En Büyük Yanılgısı
Dijital çağda sayılar, içeriklerin değerini belirleyen en önemli ölçütlerden biriymiş gibi algılanıyor. Milyonlarca izlenme, yüz binlerce beğeni veya binlerce paylaşım, bir eserin gerçekten kaliteli olduğu anlamına gelmeyebilir. Bu rakamlar çoğu zaman yalnızca o içeriğin ne kadar kişiye ulaştığını veya algoritmalar tarafından ne kadar öne çıkarıldığını gösterir.
Oysa bir kitabın çok satması onun edebi açıdan büyük bir eser olduğunu garanti etmediği gibi, bir filmin gişede rekor kırması da onu sinema tarihinin unutulmaz yapımları arasına sokmaz. Aynı şekilde bir videonun milyonlarca beğeni alması da onun insan ruhuna dokunan, kalıcı bir sanatsal değer taşıdığı anlamına gelmez.
Gerçek sanatın değeri çoğu zaman ilk bakışta ortaya çıkmaz. Bazı eserler, yıllar geçtikçe daha fazla anlam kazanır; her dinleyişte, her okuyuşta veya her izleyişte insana yeni duygular ve yeni bakış açıları sunar. Nesiller değişse bile insanlar aynı eserlere tekrar tekrar dönmeye devam eder. Sanatın gerçek ölümsüzlüğü de tam olarak burada yatar: Geçici popülerlikte değil, zamanın sınavını geçerek insan hayatında kalıcı bir iz bırakabilmesinde.
Beğeni Sayıları Sanatı Ölçebilir mi?
Joaquín Rodrigo’nun Concierto de Aranjuez – II. Adagio eserini dinlerken gördüğüm yaklaşık iki bin beğeni, ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak belki de yanlış soruyu soruyoruz.
“Asıl soru neden bu eser az beğeni aldı?” değil.
“Neden milyonlarca insan birkaç saniyelik içeriklere bu kadar kolay teslim oluyor?”
Çünkü günümüzün dijital dünyasında ödüllendirilen şey çoğu zaman derinlik değil, hızdır.
Oysa gerçek sanat acele etmez.
Beğeni sayısıyla yarışmaz.
Trend listelerine girmek zorunda değildir.
İyi bir eser, algoritmaların ömrü kadar değil, insanların hafızası kadar yaşar.
Belki de bu yüzden Rodrigo’nun Adagio’su bugün hâlâ gözleri yaşartabiliyor; ama geçen yıl milyonlarca beğeni alan sayısız video çoktan unutuldu.
Ve belki de gerçek başarı tam olarak budur.
Yazan: Ali Değişmiş
- KATEGORİLER:
- | Blog & Makaleler |
- | Sosyal Medya Haberleri |




You must be logged in to post a comment Giriş