Connect with us

Dijital Çağda Değer Yozlaşması: Beğeni Uğruna Tükenen Ahlak

Blog & Makaleler

Yayınlama

-

Dijital Çağda Değer Yozlaşması: Beğeni Uğruna Tükenen Ahlak

Dijital çağ, insanlara düşüncelerini ifade etme, üretme ve paylaşma konusunda tarihte eşi benzeri görülmemiş imkânlar sunmuştur. Bireyler artık yalnızca tüketen değil, aynı zamanda sürekli içerik üreten ve kamusal alanda görünür olan aktörler hâline gelmiştir. Ancak bu teknolojik ilerleme, beraberinde daha önce bu ölçekte karşılaşılmamış bir sorunu da doğurmuştur: Beğeni merkezli yaşam anlayışı.

Günümüzde sosyal medya platformları, bireyin değerini büyük ölçüde aldığı etkileşim sayısıyla ölçen bir yapıya sahiptir. Beğeni, izlenme ve paylaşım; yalnızca dijital göstergeler olmaktan çıkmış, zamanla bireyin kendilik algısını belirleyen ölçütlere dönüşmüştür. Bu durum, insanın içsel tatmin yerine dışsal onaya bağımlı hâle gelmesine yol açmaktadır.

Bugün sosyal medyada üretilen birçok içerik; bilgi aktarmak, toplumsal fayda sağlamak ya da bireysel gelişime katkı sunmak amacıyla değil, yalnızca dikkat çekmek, görünür olmak ve onay toplamak için tasarlanmaktadır. İçeriğin niteliğinden çok, ne kadar etkileşim aldığı önemsenmektedir. Bu anlayış, üretimi derinlikten uzaklaştırmakta; yüzeyselliği ve aşırılığı teşvik etmektedir.

Bu süreç, zamanla bireysel sınırların bulanıklaşmasına ve mahremiyetin değersizleşmesine neden olmaktadır. Daha fazla beğeni elde etmek uğruna özel hayatın sergilenmesi, ilişkisel sınırların ihlal edilmesi ve kişisel onurun geri plana itilmesi giderek normalleşmektedir. Böylece birey, kendi değerlerinden uzaklaşırken; toplum da ortak ahlaki referanslarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Elinizdeki bu makale, tam da bu noktada bir uyarı niteliği taşımaktadır. Bu çalışma, beğeni uğruna kaybetmeye başladığımız insani, ahlaki ve kültürel değerleri yeniden hatırlatmak ve koruma bilinci oluşturmak amacıyla kaleme alınmıştır. Amaç, dijital dünyayı bütünüyle reddetmek değil; bu dünyanın içinde insan kalabilmenin yollarını yeniden düşünmektir.

Çünkü mesele yalnızca teknolojiyi nasıl kullandığımız değil, bu kullanımın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür. Beğeniye dayalı bir varoluş biçimi, bireyi geçici onayların tutsağı hâline getirirken; değer temelli bir yaşam anlayışı, insanı hem kendisiyle hem de toplumla barışık kılar.

Bu nedenle bu yazı, dijital çağda kaybolmaya yüz tutan saygı, sorumluluk, mahremiyet ve ahlak gibi temel değerleri yeniden gündeme taşıma çabasının bir ürünüdür. Amaç, okuru yargılamak değil; düşünmeye, sorgulamaya ve kendi dijital duruşunu yeniden inşa etmeye davet etmektir.


Beğeni Ekonomisi ve İnsan Davranışlarının Dönüşümü

Sosyal medya platformları, temelde görünürlük ve etkileşim üzerine kurulu bir sistemle işlemektedir. Bu sistemde bireyin değeri; ürettiği içeriğin niteliğinden çok, aldığı beğeni sayısı, izlenme oranı ve aldığı yorumlarla ölçülmektedir. Ne kadar çok izlenirseniz, o kadar “önemli”; ne kadar çok konuşulursanız, o kadar “var” kabul edilirsiniz. Zamanla bu anlayış, bireyin kendisini ifade etme biçimini köklü şekilde dönüştürmektedir.

Bu ortamda birçok insan, doğal ve samimi davranmak yerine daha fazla dikkat çekmenin yollarını aramaya başlar. Daha uç söylemler kullanmak, alışılmış sınırların dışına çıkmak ve sıradanlıktan uzaklaşmak neredeyse bir zorunluluk hâline gelir. Çünkü dijital dünyada fark edilmenin yolu, çoğu zaman ölçüyü kaçırmaktan geçmektedir. Bu durum, bireyi sürekli olarak “daha fazlasını yapmaya” ve “daha çarpıcı olmaya” zorlayan bir baskı üretir.

Zamanla bu baskı, mahremiyetin geri plana itilmesine yol açar. Özel hayat, aile ilişkileri, kişisel sorunlar ve hatta kutsal sayılan değerler bile izlenme uğruna sergilenebilir hâle gelir. Eskiden yalnızca kişinin kendisine ait olan alanlar, artık birer içerik malzemesine dönüşür. Birey, neyin paylaşılması gerektiğini değil, neyin daha çok ilgi çekeceğini düşünmeye başlar.

Bu süreçte ahlaki hassasiyetler de giderek zayıflar. “Doğru mu, yanlış mı?” sorusu yerini “Tutulur mu, izlenir mi?” sorusuna bırakır. Etik sınırlar, toplumsal sorumluluk ve vicdani ölçüler, çoğu zaman görünürlük kaygısının gerisinde kalır. Böylece birey, kendi değerleriyle değil, dijital sistemin beklentileriyle hareket etmeye başlar.

Sonuçta insan, kendi kimliğini inşa eden bir özne olmaktan uzaklaşarak, algoritmaların yönlendirdiği bir “içerik üreticisi”ne dönüşür. Ne paylaşacağını, nasıl davranacağını ve hatta nasıl düşüneceğini bile büyük ölçüde dijital geri bildirimler belirler. Beğeni arttıkça doğru kabul edilir, azaldıkça terk edilir.

Bu durum, bireyin özgünlüğünü ve içsel tutarlılığını zedeleyen ciddi bir dönüşüme işaret eder. İnsan, kendi değerleriyle yaşamak yerine, başkalarının tepkilerine göre şekillenen bir vitrin kimliği geliştirmeye başlar. Böylece dijital çağda görünür olmak, çoğu zaman “kendin olmaktan vazgeçmek” pahasına elde edilen bir statüye dönüşür.


Özel Hayat mı, Toplumsal Etki mi?

Bir bireyin özel yaşamı, doğal olarak öncelikle kendisini ilgilendirir. Kişinin nasıl yaşadığı, hangi tercihleri yaptığı, hayatını hangi değerler üzerine kurduğu normal şartlarda başkalarının müdahale alanına girmez. Özel hayatın korunması, hem bireysel özgürlüklerin hem de insan onurunun temel unsurlarından biridir. Ancak bu durum, söz konusu yaşam biçimi sosyal medya aracılığıyla bilinçli olarak milyonların önüne serildiğinde önemli ölçüde değişmektedir.

Dijital platformlarda paylaşılan her içerik, artık yalnızca kişisel bir deneyim değildir. Kamuya açık hâle gelen her görüntü, her video ve her mesaj, toplumsal alanda dolaşıma girer ve başkalarının düşünce dünyasını etkilemeye başlar. Bu noktadan sonra paylaşılan yaşam tarzı, bireysel bir tercih olmaktan çıkarak toplumsal bir etkiye dönüşür.

Çünkü sosyal medyada sunulan her içerik, ister istemez bir mesaj taşır. Bazı davranışların sıradanlaştırılmasına, bazı tutumların meşrulaştırılmasına ve bazı değerlerin yeniden tanımlanmasına katkı sağlar. Sürekli tekrar edilen görüntüler ve anlatılar, zamanla “normal” olarak algılanmaya başlanır. Böylece başlangıçta marjinal ya da sıra dışı görülen birçok davranış, kitleler için olağan hâle gelir.

Bu süreç, özellikle gençler ve kimlik gelişimi devam eden bireyler üzerinde daha güçlü bir etki yaratır. Sosyal medyada gördüklerini rol model alan bireyler, kendi değer sistemlerini oluştururken bu içeriklerden doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilenir. Paylaşılan her yaşam biçimi, başkalarının zihninde bir referans noktası hâline gelir.

Bu nedenle “Herkes kendi hayatını yaşar” anlayışı, dijital ortamda her zaman geçerli bir savunma değildir. Çünkü paylaşılan her davranış, yalnızca paylaşanın hayatında kalmaz; başkalarının dünyasına da dâhil olur. Toplumsal hafızada yer eder, konuşulur, taklit edilir ve yeniden üretilir.

Ayrıca sosyal medya, bireyi sadece kendi hayatını yaşayan bir kişi olmaktan çıkarıp, istemeden de olsa bir “etki odağı” hâline getirir. Takipçi sayısı arttıkça, paylaşımların toplumsal etkisi de büyür. Bu noktada bireysel özgürlük ile toplumsal sorumluluk arasındaki denge daha da önem kazanır.

Sonuç olarak dijital çağda özel hayat ile kamusal etki arasındaki sınırlar büyük ölçüde bulanıklaşmıştır. Kişi, neyi paylaştığını ve bunun başkaları üzerinde nasıl bir etki oluşturabileceğini düşünmeden hareket ettiğinde, yalnızca kendi yaşamını değil, toplumsal değer algısını da şekillendirmiş olur. Bu nedenle dijital ortamda yapılan her paylaşım, kişisel bir tercih olmanın ötesinde, toplumsal bir sorumluluk boyutu da taşımaktadır.


Normalleştirilen Aykırılık ve Ahlaki Aşınma

Sosyal medyada giderek yaygınlaşan bazı içerikler, aile bağlarını hafife alan, sadakati önemsizleştiren, ilişkileri geçici bir tüketim nesnesi gibi sunan ve mahremiyeti değersizleştiren bir anlayışı beslemektedir. Bu tür paylaşımlar çoğu zaman “özgürlük”, “eğlence” ya da “kişisel tercih” başlığı altında sunulmakta; böylece taşıdıkları etik ve toplumsal boyut görünmez hâle getirilmektedir. Oysa bu içerikler, bireyin yalnızca kendisini değil, içinde bulunduğu kültürel yapıyı da doğrudan etkilemektedir.

Tek tek ele alındığında bu paylaşımlar büyük bir tehdit gibi algılanmayabilir. Ancak sürekli tekrar edilmesi, benzer içeriklerin yaygınlaşması ve geniş kitleler tarafından tüketilmesi, zamanla güçlü bir algı dönüşümüne yol açar. İnsan zihni, sık gördüğü şeyleri normalleştirme eğilimindedir. Böylece başlangıçta rahatsız edici ya da aykırı bulunan davranışlar, zamanla sıradan ve kabul edilebilir olarak algılanmaya başlanır. “Herkes yapıyorsa demek ki normal” düşüncesi, bu sürecin temel psikolojik zeminini oluşturur.

Bu durum, ahlaki aşınmanın en tehlikeli biçimlerinden biridir; çünkü çoğu zaman fark edilmeden ilerler. Yanlış olan olağanlaşır, sorgulanması gereken tutumlar meşrulaşır, değerler ise sessizce geri plana itilir. Toplum, yüksek sesle bir kopuş yaşamadan, yavaş yavaş kendi etik sınırlarını kaybetmeye başlar. Bu nedenle normalleştirilen aykırılık, yalnızca bireysel tercihlerle ilgili değil; uzun vadede toplumsal vicdanın ve ortak değerlerin zayıflamasıyla doğrudan ilişkilidir.


Dijital Yabancılaşma ve Kimlik Kaybı

Beğeni merkezli yaşam anlayışı, bireyin zamanla yalnızca çevresiyle değil, kendi iç dünyasıyla da bağını zayıflatmasına yol açmaktadır. Sosyal medyada kabul görmek ve takdir edilmek isteyen kişi, çoğu zaman gerçek duygu, düşünce ve değerlerini geri plana iter. Bunun yerine, daha çok ilgi göreceğine inandığı bir kimlik inşa etmeye yönelir. Bu süreçte birey, olduğu gibi görünmek yerine, beğenileceğini düşündüğü gibi görünmeyi tercih eder.

Zamanla bu yapay kimlik, kişinin gerçek benliğiyle arasına mesafe koymasına neden olur. Paylaşımlar, davranışlar ve hatta düşünceler, içsel ihtiyaçlara göre değil; dış onaya göre şekillenmeye başlar. Beğeni sayısı, yorumlar ve izlenme oranları, bireyin kendilik değerinin ölçütü hâline gelir. Yeterli ilgi görmediğinde ise kişi, kendisini yetersiz, değersiz ya da görünmez hissetmeye başlayabilir. Sürekli başkalarıyla kıyaslanmak, bu duygusal kırılganlığı daha da derinleştirir.

Bu durum, bireyin giderek sanal bir persona içinde yaşamaya başlamasına yol açar. Gerçek benlik ile dijital kimlik arasındaki uçurum büyüdükçe, içsel bütünlük zedelenir ve psikolojik denge zorlanır. Kişi, kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve değerlerini fark etmekte zorlanır. Sonuçta dijital yabancılaşma, yalnızca teknolojik bir sorun değil; bireyin kimlik algısını, özgüvenini ve ruh sağlığını doğrudan etkileyen derin bir varoluş problemine dönüşür.


Değer Yozlaşması Bir Tesadüf mü?

Toplumlarda yaşanan değer kaybı çoğu zaman ani bir kırılma ya da açık bir yıkım süreciyle gerçekleşmez. Aksine, küçük adımlar hâlinde, fark edilmeden ve çoğu zaman “normalleşme” kılıfı altında ilerler. Dijital çağda bu süreç, özellikle eğlence, özgürlük ve bireysellik söylemleriyle desteklenerek görünmez hâle gelmektedir. Böylece ahlaki sınırların aşınması, bilinçli bir saldırı gibi algılanmaz; gündelik hayatın sıradan bir parçasıymış gibi sunulur.

Zamanla bu görünmez aşınma, toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan güven, sorumluluk ve bağlılık gibi değerleri zayıflatır. Aile bağlarının gevşemesi, sadakatin önemsizleşmesi ve ilişkilerin geçici haz eksenine oturması, bireyler arasındaki duygusal dayanışmayı da sarsar. İnsanlar, uzun vadeli sorumluluklar yerine kısa vadeli tatminlere yöneldikçe, toplumsal yapı daha kırılgan ve yüzeysel hâle gelir.

Değerlerin geri plana itilmesiyle birlikte, hayatın merkezine çıkar, haz ve görünürlük yerleşmeye başlar. Başarı; erdem, emek ya da katkı üzerinden değil, ne kadar dikkat çekildiği üzerinden ölçülür. Bu dönüşüm, bireyi yalnızca kendisine odaklanan, toplumsal sorumluluklardan uzak bir yapıya sürükler. Sonuçta değer yozlaşması bir tesadüf değil; uzun süreli ihmalin, bilinçsiz tüketimin ve denetimsiz dijital kültürün doğal bir sonucudur.


Hukuki Sınırlar ve Toplumsal Sorumluluk

Dijital ortamda paylaşılan her içerik, doğrudan hukuki yaptırımlara konu olmayabilir. Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü, bireyin düşüncelerini açıklayabilmesinin ve eleştirel tartışmaların sürdürülebilmesinin temel güvencesidir. Ancak bu özgürlük, sınırsız bir alan anlamına gelmez. İfade hakkı, başkalarına zarar verme, toplumsal değerleri sistemli biçimde aşındırma ya da sorumsuz davranışları yaygınlaştırma hakkını kapsamaz.

Hukuk, çoğu zaman en uç ve açık zarar içeren durumlara müdahale edebilir. Ancak ahlaki aşınma, değer kaybı ve kültürel yozlaşma gibi süreçler, genellikle yasal sınırların dışında gerçekleşir. Bu noktada en etkili denetim mekanizması, toplumun bilinç düzeyi ve etik refleksleridir. Bireyler neyi izlediğini, neyi paylaştığını ve neyi desteklediğini sorgulamadığı sürece, hukuki düzenlemeler tek başına yeterli olmaz.

Bir içerik, toplum tarafından ilgi görmediğinde, yayılmadığında ve teşvik edilmediğinde zamanla etkisini kaybeder. Beğeni, paylaşım ve yorum, dijital dünyada bir tür onay mekanizmasıdır. Bu onay verilmediğinde, zararlı ya da değersiz içerikler görünürlükten düşer. Dolayısıyla her kullanıcı, farkında olsun ya da olmasın, izleme ve paylaşma tercihleriyle kültürel iklimin oluşmasına katkı sağlar.

Buna karşılık toplumun sessiz kalması, zararlı davranışların normalleşmesine zemin hazırlar. Tepki göstermemek, eleştirmemek ya da sorgulamamak, çoğu zaman dolaylı bir kabullenme anlamına gelir. Bu nedenle toplumsal sorumluluk, yalnızca hukuki kurallara uymakla sınırlı değildir. Aynı zamanda bilinçli tüketici olmak, etik duruş sergilemek ve değerleri koruma yönünde aktif bir tutum geliştirmekle mümkündür.


Değerleri Korumak: Bireysel Bir Sorumluluk

Toplumsal değerlerin korunması, yalnızca devlet politikaları, hukuki düzenlemeler ya da eğitim kurumlarının çabalarıyla sağlanabilecek bir süreç değildir. Dijital çağda her birey, aynı zamanda bir “içerik tüketicisi” ve çoğu zaman bir “içerik üreticisi” konumundadır. Bu nedenle herkes, farkında olarak ya da olmayarak, dijital kültürün şekillenmesine doğrudan katkı sunar. İzlenen, paylaşılan ve desteklenen her içerik, hangi değerlerin güçleneceğini belirleyen önemli bir etkendir.

Bireyin dijital ortamda yaptığı tercihler, sadece kişisel zevklerle sınırlı değildir; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk taşır. Hangi içeriklere zaman ayırdığımız, hangi paylaşımları yaygınlaştırdığımız ve kimleri görünür kıldığımız, ortak kültürel iklimi belirler. Zararlı, yüzeysel ya da değer aşındırıcı içeriklerin sürekli desteklenmesi, bu tür üretimlerin artmasına zemin hazırlar. Buna karşılık nitelikli, saygılı ve yapıcı paylaşımların tercih edilmesi, daha sağlıklı bir dijital ortamın oluşmasına katkı sağlar.

Bu noktada bireyin kendisine yöneltmesi gereken temel sorular büyük önem taşır: Neyi izliyorum? Neyi paylaşıyorum? Kime destek oluyorum? Hangi davranışları dolaylı olarak teşvik ediyorum? Bu sorular, dijital dünyada bilinçli bir duruş geliştirmenin ilk adımıdır. Kişi, bu sorgulamayı alışkanlık hâline getirdiğinde, pasif bir tüketici olmaktan çıkar ve etik bir özneye dönüşür.

Sonuç olarak dijital ahlak, soyut bir kavram değil; günlük tercihlerle inşa edilen somut bir tutumdur. Her birey, küçük gibi görünen seçimleriyle ya değerlerin korunmasına katkı sağlar ya da yozlaşmanın parçası hâline gelir. Bu nedenle dijital dünyada sorumluluk bilinci geliştirmek, yalnızca kişisel gelişim açısından değil, toplumsal geleceğin sağlığı açısından da temel bir gerekliliktir.


Beğeni Geçicidir, Değer Kalıcıdır

Dijital dünyada kazanılan ün, onay ve popülerlik geçicidir.
Ancak kaybedilen ahlak, güven ve saygınlık kolay geri gelmez.

Toplumlar, değerleri sayesinde ayakta kalır.
Değerlerini kaybeden toplumlar ise, görünürde kalabalık; özünde yalnızdır.

Bugün asıl mesele şudur:

Beğeni uğruna kendimizden, ailemizden ve ahlakımızdan vazgeçmeye değer mi?

Cevap nettir:

Geçici onay için kalıcı değerler feda edilmemelidir.

Çünkü insanı insan yapan şey, ne kadar izlendiği değil; neyi savunduğudur.

Bu yazı, yasak çağrısı değil; vicdan çağrısıdır. Bu gidişat değiştirilebilir. Bilinçli bireylerle dijital kültür yeniden inşa edilebilir.

Ali Değişmiş

Senin reaksiyonun hangisi?
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0

Blog

Blog & Makaleler4 saat

Dijital Çağda Değer Yozlaşması: Beğeni Uğruna Tükenen Ahlak

Dijital Çağda Değer Yozlaşması: Beğeni Uğruna Tükenen Ahlak Dijital çağ, insanlara düşüncelerini ifade etme, üretme ve paylaşma konusunda tarihte eşi...

Blog & Makaleler1 gün

Tıklayarak Değişen Kültür: Toplum Nereye Gidiyor?

Tıklayarak Değişen Kültür: Toplum Nereye Gidiyor? Bir zamanlar kültür, yalnızca kitaplarda ve müzelerde değil; sokakta, sofrada, mahallede yaşardı. Bugün ise...

Blog & Makaleler2 gün

Abraham Maslow: Dijital Çağda İnsan Potansiyelini Yeniden Düşünmek

Abraham Maslow: Dijital Çağda İnsan Potansiyelini Yeniden Düşünmek Önceki yazımda, insan davranışlarını anlamada önemli bir yere sahip olan ihtiyaçlar hiyerarşisi...

Blog & Makaleler3 gün

Ani Bir Kıyamet Senaryosunda Hayatta Kalma Rehberi

Ani Bir Kıyamet Senaryosunda Hayatta Kalma Rehberi Bir Meteorun Gölgesinde: Soğukkanlılık, Hazırlık ve İnsanlık Sınavı Kapalı bir günde, güneşin yüzünü...

Blog & Makaleler3 gün

Modern Araç Güvenliği, CARINT İddiaları ve OBD/CarPlay Sistemlerinin Rolü

Modern Araç Güvenliği, CARINT İddiaları ve OBD/CarPlay Sistemlerinin Rolü Son yıllarda otomobiller yalnızca bir ulaşım aracı olmaktan çıkıp, internet bağlantılı...

Blog & Makaleler4 gün

Dünya Nüfusu: 8,2 Milyar… Daha Ne Kadar Sığacak?

Dünya Nüfusu: 8,2 Milyar… Daha Ne Kadar Sığacak? 2026 itibarıyla dünya nüfusu yaklaşık 8,2 milyar civarında. Uzmanlar, bu rakamdan sonra...

Blog & Makaleler4 gün

2026 Spring Festival Gala: Robotlar, Korkular ve Gerçeklik

2026 Spring Festival Gala: Robotlar, Korkular ve Gerçeklik 12 Şubat 2026 tarihinde, Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu tarafından 2026 Yılı Çin Bahar...

Galeri

Blog & Makaleler6 ay

Türkiye İklim Kanunu Hakkında: Gerçekler ve Sosyal Medya Efsaneleri

Türkiye İklim Kanunu Hakkında: Gerçekler ve Sosyal Medya Efsaneleri Türkiye, “2053 net sıfır emisyon hedefi” doğrultusunda en önemli yasal adımlarından birini...

İnternet Haberleri12 ay

Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri

SONY DÜNYA FOTOĞRAF ÖDÜLLERİ:  PROFESYONEL KATEGORİDE FİNALİSTLER VE KISA LİSTELER   Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri, 2025 Profesyonel yarışmasının finalistlerini ve...

Blog & Makaleler1 yıl

Google Haritalar’da Köklü Değişiklik

Google Haritalar’da Köklü Değişiklik: Polis Noktaları Artık Görülebilecek Google Haritalar, dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya hizmet sunan bir navigasyon ve bilgi...

Blog & Makaleler2 yıl

Teknoloji ve Bilimin Dönüm Noktaları: 6 Mart’ın Anlamı

Teknoloji ve Bilimin Dönüm Noktaları: 6 Mart’ın Anlamı Teknoloji ve bilim, insanlığın ilerlemesinde ve gelişiminde kritik bir rol oynamaktadır. Her...

Teknoloji Galerileri2 yıl

Bakan Uraloğlu: 3. Çeyrek Raporu Sonuçlarını Açıkladı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 2023 yılı 3’üncü çeyreği rakamlarını açıkladı. Bakan Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından...

Blog & Makaleler2 yıl

Evrenin İlk Elementi: Big Bang’den Başlangıç Noktasına Yolculuk

Evrenin İlk Elementi: Big Bang’den Başlangıç Noktasına Yolculuk Evren, 13,8 milyar yıl önce, son derece yoğun ve sıcak bir durumdan...

Bilişim Haberleri2 yıl

SİNEMADA YAPAY ZEKA

Sinemada yapay zeka, birçok farklı şekilde kullanılabilir ve hikaye anlatımına, karakter gelişimine, görsel efektlere ve genel film yapımına önemli katkılarda...

Etiket Bulutu

Kategoriler

Trending

SiteLock

Gizlilik Bildirimi

Copyright © 2017-2026 Bilgizone. Yeni Bilgi Noktası. Wordpress Bilgizone Özel Tasarımı ile güçlendirilmiştir.
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Bilgizone harici linklerin sorumluluğunu almaz.