Sloganlarla Aydın Olunmaz: Sosyal Medyada Bilgili Görünme Yanılsaması
Blog & Makaleler
Sloganlarla Aydın Olunmaz: Sosyal Medyada Bilgili Görünme Yanılsaması
Bu yazı, sosyal medyada “bilmiyorum” diyebilen insanlara neredeyse hiç rastlanmaması üzerine kaleme alındı. Herkesin her konuda bir fikri var. Ama çok az kişi, gerçekten emin olmadığı bir konuda durup düşünme ihtiyacı hissediyor.
Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Birkaç saniyede binlerce kaynağa ulaşabiliyoruz. Buna rağmen, bilgi derinliği giderek azalıyor. Çünkü birçok insan öğrenmek yerine, öğrenmiş gibi görünmeyi tercih ediyor.
Sosyal medyada paylaşılan birkaç “anlamlı” söz, alıntılar ve yabancı kelimelerle kişi kendini entelektüel ya da seküler sanabiliyor. Oysa çoğu zaman bu kavramların içeriği bilinmiyor, fikirlerin arka planı araştırılmıyor. Görüntü var, derinlik yok.
“Bu konuda bilgim yok” demek, bugün zayıflık gibi algılanıyor. Halbuki bu cümle, düşünsel olgunluğun en açık göstergesidir. Fakat sosyal medyada böyle bir olgunluğa nadiren rastlanıyor.
Bir başlık okumak, kısa bir video izlemek ya da bir paylaşım görmek çoğu zaman yeterli sayılıyor. Ardından kesin hükümler veriliyor. Sanki birkaç dakikalık içerik, yılların birikiminin yerini tutabilirmiş gibi davranılıyor.
Bu nedenle bugün sosyal medyada bilgiden çok kanaat dolaşıyor. Araştırılmadan oluşmuş fikirler sorgulanmadan savunuluyor. Yanlış olma ihtimali ise çoğu zaman hesaba katılmıyor.
Ortaya çıkan tablo net: Çok konuşan, az düşünen; çok paylaşan, az okuyan bir kalabalık… Ve bu kalabalık içinde gerçekten sorgulayan insanlar giderek görünmez hâle geliyor.
Bildiğini Sanmak
Gerçek bilgi, emek ister. Okumayı, düşünmeyi, sorgulamayı ve bazen yanıldığını kabul etmeyi gerektirir. Bu süreç yorucudur. Çünkü insan, öğrendikçe ne kadar az bildiğini fark eder. Bu farkındalık ise çoğu zaman rahatsız edicidir. Kişiyi konfor alanından çıkarır, zihinsel bir çaba içine sokar.
İnsan zihni ise genellikle yorulmak istemez. Kolay olanı, hızlı olanı, zahmetsiz olanı tercih eder. Bu yüzden “biliyorum” demek, “öğreniyorum” demekten daha cazip gelir. “Biliyorum” dediğinde süreç biter. “Öğreniyorum” dediğinde ise belirsizlik başlar.
Bir fikri gerçekten anlamak yerine, onu bir cümleye indirgemek daha kolaydır. Karmaşık meseleleri basit kalıplara sokmak, insanı rahatlatır. Çünkü böylece düşünmek zorunda kalmaz. Hazır cevaplar, hazır kalıplar ve hazır yargılar, zihni geçici olarak sakinleştirir.
Bu durum kişiye sahte bir güven duygusu verir. Kendi bilgisinden emin olduğunu sanır. Oysa çoğu zaman emin olduğu şey, sadece duyduklarının tekrarından ibarettir. Başkasının fikrini kendi fikriymiş gibi savunur, ama neden savunduğunu tam olarak bilmez.
Sorgulamaya başladığında ise işler değişir. Çünkü sorgulamak, insanı kendi eksikliğiyle yüzleştirir. “Burada yanılıyor olabilir miyim?” sorusu, egoyu rahatsız eder. Bu yüzden birçok kişi sorgulamak yerine savunmayı seçer. Yanlış olmaktansa, yanlışta ısrar etmeyi tercih eder.
Bildiğini sanmak, insanı geçici olarak rahatlatır. Ama uzun vadede onu geliştirmez. Öğrenme kapısını kapatır. Kişi artık büyümez, sadece tekrar eder. Düşünmez, sadece tepki verir.
Gerçek gelişim ise: “Ben bunu tam olarak bilmiyorum” diyebildiğin anda başlar.
Sloganların Rahatlatıcı Gücü
Sloganlar kısa, net ve iddialıdır. Karmaşık meseleleri birkaç kelimeye indirger. Bu yüzden düşünmeyi gerektirmez. İnsana hazır bir bakış açısı, hazır bir duruş ve hazır bir kimlik sunar. Kişi o sloganı benimsediğinde, artık kendini tanımlamak zorunda kalmaz. Çünkü slogan onun yerine konuşur.
Bir slogana sahip olmak, aynı zamanda bir gruba ait olmak demektir. İnsan, yalnız kalmaktan korkar. Benzer düşünenlerle aynı cümleleri kurmak, aynı sözleri paylaşmak kişiye güven verir. “Ben yalnız değilim” hissi, sorgulamanın önüne geçer. Kalabalığın içinde olmak, bireyi rahatlatır.
Bu rahatlık zamanla tembelliğe dönüşür. Artık araştırmaya, farklı görüşleri dinlemeye, kendi fikrini yeniden gözden geçirmeye gerek kalmaz. Doğrunun bir cümleye sığdığına inanılır. Oysa çoğu mesele, tek bir sloganla açıklanamayacak kadar derindir.
Gerçek hayat, siyah ve beyaz kadar basit değildir. Çelişkilerle, belirsizliklerle ve gri alanlarla doludur. Sloganlar bu karmaşıklığı gizler. İnsana sahte bir netlik sunar. Bu da geçici bir huzur sağlar, ama gerçek anlayışın önüne set çeker.
Entelektüellik Bir Etiket Değildir
Entelektüel olmak; sadece kitap isimleri saymak, filozof alıntıları paylaşmak ya da karmaşık kelimeler kullanmak değildir. Birkaç kavramı ezberlemekle, birkaç ismi tanımakla entelektüel olunmaz. Entelektüellik, sürekli öğrenme isteğiyle ilgilidir. Okuduklarını sorgulamak, duyduklarını tartmak ve gerektiğinde fikrini değiştirebilmektir. En önemlisi de “Bilmiyorum” diyebilme cesaretidir.
Gerçekten düşünen insan, bilgisinden çok eksiklerinin farkındadır. Ne kadar okursa okusun, ne kadar öğrenirse öğrensin, hâlâ öğrenecek çok şeyi olduğunu bilir. Bu yüzden kesin hükümler vermekten kaçınır. Daha çok dinler, daha az konuşur. Çünkü bilginin kibir değil, tevazu üretmesi gerektiğinin farkındadır.
Bugün ise birçok kişi için entelektüellik bir süs hâline gelmiştir. Profil açıklamasında duran bir kelime, paylaşılan birkaç gönderiyle tamamlanan bir imajdır. Okunmamış kitaplar, anlaşılmamış alıntılar ve sadece “havalı” durduğu için kullanılan kavramlar bu imajın parçalarıdır. İçerik zayıftır ama sunum güçlüdür.
Bu tür bir entelektüellik, düşünmeyi değil görünmeyi merkeze alır. Amaç anlamak değil, etkileyici görünmektir. Oysa gerçek entelektüel duruş, sessizdir. Gösterişsizdir. Kendini ispat etmeye çalışmaz, çünkü buna ihtiyaç duymaz.
Sekülerlik Anlamını Kaybettiğinde
Sekülerlik, yalnızca dini konulardan uzak durmak değildir. Aklı merkeze almak, bilimi önemsemek, eleştirel düşünceyi benimsemek ve farklı inançlara saygı göstermek demektir. Aynı zamanda bireyin, hayatını dogmalar yerine akıl ve vicdanla şekillendirmesidir. Bu yönüyle sekülerlik sadece bir yaşam tarzı değil, ciddi bir düşünce disiplinidir.
Gerçek anlamda seküler bir bakış açısı, farklı görüşlere tahammül edebilmeyi gerektirir. Kendi düşüncesini mutlak doğru ilan etmez. Karşısındakini küçümsemez, etiketlemez, dışlamaz. Çünkü aklı merkeze alan bir insan, başkalarının da düşünme hakkı olduğunu kabul eder.
Fakat günümüzde bu kavram da çoğu zaman yüzeysel bir şekilde kullanılıyor. Sekülerlik, bazıları için yalnızca “farklıyım”, “çağdaşım” ya da “üstünüm” demenin bir yolu hâline geliyor. İnançlı insanlara tepeden bakmak, onları küçümsemek ya da dışlamak, sekülerlik sanılıyor. Oysa bu tavır, seküler düşünceyle değil, önyargıyla ilgilidir.
Anlamından koparılan her kavram gibi, sekülerlik de zamanla boş bir etikete dönüşüyor. İçeriği doldurulmadığında, sadece bir kimlik gösterisine hizmet ediyor. Böylece aklı özgürleştirmesi gereken bir düşünce biçimi, yeni bir kalıp ve yeni bir ezber hâline geliyor.
Sahte Mutluluğun Kısa Ömrü
Sloganlarla beslenen zihin, kısa süreli bir tatmin yaşar. Paylaşılan bir söz, alınan birkaç beğeni, gelen destekleyici yorumlar kişiye kendini özel, farklı ve üstün hissettirir. Bu onay duygusu, geçici bir mutluluk üretir. İnsan, doğru düşündüğünü değil, onaylandığını hissettiği için rahatlar. Zamanla bu his, bağımlılık hâline gelir.
Bu tür mutluluk, dışarıdan beslenir. Beğeni azaldığında, ilgi düştüğünde ya da eleştiri geldiğinde hızla zayıflar. Çünkü kişinin kendine olan güveni, kendi bilgisine değil, başkalarının tepkisine dayanıyordur. İçten gelen bir tatmin değil, dışa bağımlı bir huzur söz konusudur.
Gerçek bilgiyle desteklenmeyen özgüven, ilk ciddi soruda çöker. Karşısına donanımlı bir muhatap çıktığında, savunduğu fikri temellendiremez. İlk eleştiride sarsılır, ilk itirazda savunmaya geçer. Çünkü düşüncesi derinlikten değil, tekrar ve alışkanlıktan beslenmiştir.
Bu yüzden sahte mutluluk uzun ömürlü olmaz. İlk rüzgârda dağılan bir sis gibidir. Yerini huzursuzluğa, öfkeye ya da inkâra bırakır. Oysa kalıcı tatmin, dış onaydan değil, gerçekten öğrenmiş olmaktan ve kendini geliştirmekten doğar.
Gerçek Aydınlanma Zordur
Gerçek aydınlanma; okumakla, düşünmekle, sorgulamakla, yanılmakla ve yeniden denemekle olur. İnsan, bu süreçte defalarca kendi fikirleriyle yüzleşmek zorunda kalır. Bazen yıllarca savunduğu bir düşüncenin yanlış olduğunu fark eder. Bazen güvendiği kaynakların eksik ya da hatalı olduğunu görür. Bu farkındalık acıtır, çünkü insanın egosuna dokunur. Ama aynı zamanda geliştirir.
Düşünsel gelişim, konforlu bir yolculuk değildir. Sürekli ilerleyen, sorunsuz bir süreç de değildir. Aksine, inişli çıkışlıdır. Şüpheyle, kararsızlıkla ve zaman zaman hayal kırıklığıyla doludur. Gerçekten düşünen insan, çoğu zaman kendi zihniyle mücadele eder. Kolay cevaplar yerine zor sorularla yaşamayı öğrenir.
Kolay olan sloganlara sığınmak, zor olan hakikatten kaçmaktır. Hazır kalıplar, insanı geçici olarak rahatlatır. Ama bu rahatlık, gelişimin önünde bir engeldir. Çünkü insan, cevapları hazır olduğunda soru sormayı bırakır. Soru sormayı bıraktığında ise öğrenme de durur.
Oysa gelişim, tam da bu zorlukların içinde saklıdır. Yanılmaktan korkmamakta, fikrini değiştirebilmekte ve eksiklerini kabul edebilmekte gizlidir. Gerçek aydınlanma; “haklı olmak” değil, “anlamaya devam etmek” çabasıdır.
Bilmediğini Kabul Etmenin Erdemi
Bugün en büyük problem cehalet değil, bilmediğini kabul edememe hastalığıdır. İnsan, bilmediğini fark ettiğinde öğrenmeye başlar. Ama bildiğini zannettiği sürece durur. Sorgulamaz, araştırmaz, kendini yenilemez. Zihinsel olarak olduğu yerde sayar.
Bilmediğini kabul etmek bir zayıflık değil, bir erdemdir. Cesaret ister. Çünkü insanın egosuna dokunur. “Bu konuda eksiyim” demek, hem kendinle hem de başkalarıyla dürüst olmayı gerektirir. Bu dürüstlük ise gerçek gelişimin temelidir.
Gerçek güç; her konuda konuşmakta değil, gerektiğinde susabilmektedir. Her soruya cevap vermekte değil, doğru soruyu sorabilmektedir. “Her şeyi biliyorum” demekte değil, “Öğrenmeye devam ediyorum” diyebilmektedir. Bu tutum, insanı kibirden uzaklaştırır ve zihinsel olarak diri tutar.
Sonuç olarak, bilmediğini kabul eden insan; görünmeye değil, olmaya çalışır. Alkış peşinde koşmaz, hakikat peşinde yürür. Gerçek aydınlanma da tam olarak burada başlar.
Ali Değişmiş
- KATEGORİLER:
- | Blog & Makaleler |
- | Kültür Sanat Haberleri |
- | Lifestyle Yaşam Haberleri |




You must be logged in to post a comment Giriş