Connect with us

Kültürel Miras, Sahiplik ve Tarihsel Anlatılar Üzerine Bir Sorgulama

Blog & Makaleler

Yayınlama

-

Görsel Temsilidir

Mutfaktan Günümüze: Kültürel Miras, Sahiplik ve Tarihsel Anlatılar Üzerine Bir Sorgulama

Son yıllarda, Anadolu kökenli birçok yemeğin uluslararası alanda farklı ulusal kimliklerle tanıtıldığı görülmektedir. Dolma, yoğurt, börek, baklava, cacık, simit, musakka, pide, lahmacun gibi ürünler, yüzyıllar boyunca ortak bir coğrafyada üretilmiş ve tüketilmiş olmasına rağmen, günümüzde çoğu zaman tek bir ülkenin kültürel ürünü gibi sunulmaktadır.

En çok tartışılanlar şunlar:


🫓 Baklava

  • Asıl kökeni: Osmanlı saray mutfağı

  • Türk mutfağında sistemleşti

  • Yunanistan “Greek baklava” diye tanıtıyor
    👉 UNESCO’da Türk tatlısı olarak tescilli


Türk Kahvesi → “Greek Coffee”

  • Osmanlı’dan kalma

  • Yunanistan’da uzun süre “Türk kahvesi” deniyordu

  • Kıbrıs olaylarından sonra “Greek coffee” yaptılar
    👉 Pişirme tekniği birebir aynı


🍃 Dolma & Sarma

  • “Dolma” zaten Türkçe

  • “Sarma” da Türkçe

  • Yunanlar: dolmades
    👉 İsim bile bizden


🧀 Yoğurt

  • “Yogurt” kelimesi Türkçe

  • Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen kültür

  • Yunanlar “Greek yogurt” markalaştırdı
    👉 Aslı Türk yoğurdu


🫒 Cacık → Tzatziki

  • Biz: Cacık

  • Onlar: Tzatziki

  • İçerik aynı: yoğurt, salatalık, sarımsak
    👉 Köken Anadolu


🍖 Kebap & Şiş

  • Şiş kebap, döner vs.

  • Yunanistan’da: Souvlaki, Gyros
    👉 Pişirme mantığı Osmanlı’dan


🥟 Börek → Pita

  • Su böreği, kol böreği

  • Yunanlar: Pita
    👉 Hamur kültürü Osmanlı mutfağından


🍮 Sütlaç → Rizogalo

  • Pirinç + süt tatlısı

  • Aynı tarif


🧁 Lokma → Loukoumades

  • Kızartılmış hamur + şerbet

  • Tamamen aynı


🍬 Lokum → Loukoumi

  • “Lokum” kelimesi Türkçe

  • Afyon ve İstanbul merkezli

Bu durum, yalnızca gastronomi alanına özgü bir tartışma değildir. Aynı zamanda kültürel üretimin kim tarafından kayda geçirildiği, kim tarafından tanıtıldığı ve hangi anlatıların küresel ölçekte kabul gördüğü sorularını da gündeme getirmektedir. Bir kültürel unsurun tarihsel kökeninden bağımsız olarak, güçlü tanıtım mekanizmalarıyla belirli bir kimlik altında sunulabilmesi, kolektif hafızanın nasıl şekillendiğini göstermektedir.

Bu nedenle mutfak alanında yaşanan güncel örnekler, yalnızca “yemek tartışması” olarak değil, daha geniş bir kültürel temsil meselesi olarak ele alınmalıdır.

Antik Yunan: Gerçekten Her Şeyin Başlangıcı mı?

Batı dünyasında yaygın olan anlatıya göre felsefe, bilim, sanat ve demokrasi Antik Yunan ile başlamıştır. Eğitim sistemlerinde ve popüler tarih anlatılarında bu yaklaşım hâkimdir.

Ancak tarihsel veriler, bu tabloyu daha karmaşık hale getirmektedir. Antik Yunan uygarlığı, birçok alanda kendisinden önceki medeniyetlerden etkilenmiştir.

Mısır’dan matematik, geometri, mimari ve tıp bilgisi; Mezopotamya’dan yazı, hukuk, takvim ve astronomi; Anadolu’dan ise siyasal yapı, dini semboller ve mitolojik unsurlar Yunan dünyasına aktarılmıştır.

Bu nedenle Yunan düşüncesi, sıfırdan doğmuş bir yapıdan ziyade, mevcut bilgi birikiminin derlenmesi, geliştirilmesi ve sistemleştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, tarih anlatılarında çoğu zaman yalnızca “başlangıç noktası” olarak Yunan uygarlığının öne çıkarılması dikkat çekicidir.

Yunan Mitolojisi ve Ortak Kökenler

Yunan mitolojisi günümüzde çoğunlukla özgün ve kapalı bir sistem olarak algılanmaktadır. Ancak mitolojik anlatılar incelendiğinde, Yakın Doğu ve Anadolu mitolojileriyle güçlü benzerlikler görülmektedir.

Zeus’un, Hitit fırtına tanrısı Teşup ile benzer özellikler taşıması; Afrodit’in Fenike kökenli Astarte geleneğiyle bağlantılı olması; Poseidon ve Apollon’un Mezopotamya ve Anadolu inançlarıyla örtüşen yönler barındırması bu duruma örnek gösterilebilir.

Bu benzerlikler, mitolojinin tek bir toplum tarafından üretilmediğini, farklı kültürlerin uzun süreli etkileşimi sonucu şekillendiğini göstermektedir. Ancak bu anlatıların yazılı hale getirilmesi büyük ölçüde Yunan yazarlar tarafından yapılmıştır. Bu durum, küresel algıda Yunan mitolojisinin baskın hale gelmesine yol açmıştır.

Bizans: Kimin Mirası?

Bizans İmparatorluğu, siyasal olarak Doğu Roma’nın devamı niteliğindedir. Ancak kültürel açıdan oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Nüfusun büyük bölümü Anadolu kökenlidir, kültürel pratiklerde Doğu Akdeniz etkileri belirgindir, resmi dil Yunanca, din ise Hristiyanlıktır.

Batı Avrupa uzun süre Bizans’ı “gerçek Roma” olarak görmemiştir. Modern dönemde ise Yunanistan, Bizans mirasını büyük ölçüde kendi ulusal kimliğiyle ilişkilendirmiştir.

Bu durum, tarihsel mirasın zaman içinde nasıl yeniden yorumlandığını ve politik bağlamlarla nasıl şekillendiğini göstermektedir.

Anlatıyı Kim Kurarsa, Hafıza Ona Ait Olur

Tarih boyunca kültürel mirasın kalıcılığı, yalnızca üretimle değil, kayıt altına alma ve yayma kapasitesiyle de belirlenmiştir.

Güçlü toplumlar;

  • Yazılı kaynaklar üretmiş,
  • Arşivler oluşturmuş,
  • Eğitim sistemleri kurmuş,
  • Kendi anlatılarını kuşaklara aktarmıştır.

Antik Yunan örneğinde Homeros, Hesiodos ve filozofların metinleri bu açıdan belirleyici olmuştur. Bu metinler, Rönesans döneminde yeniden keşfedilmiş ve Avrupa düşüncesinin temelini oluşturmuştur.

Buna karşılık, Doğu toplumlarının önemli bir bölümü kendi kültürel üretimlerini küresel ölçekte tanıtmakta yetersiz kalmıştır.

Antik Yunan’ın “altın çağı” olarak adlandırılan dönem, esasen MÖ 5. ve 4. yüzyıllarla sınırlıdır. Atina ve Sparta merkezli bu dönem, hem coğrafi hem de tarihsel açıdan oldukça sınırlı bir süreci kapsamaktadır. Bu dönem ne uzun soluklu bir siyasi hâkimiyet üretmiş ne de geniş bir imparatorluk yapısına dönüşmüştür. Nitekim kısa süre sonra Makedonya, ardından Roma, Bizans ve Osmanlı egemenliği bölgeye hâkim olmuş; Yunan toplumları tarih boyunca çoğu zaman daha büyük siyasi yapıların parçası olarak varlığını sürdürmüştür.

Buna rağmen Yunan kültürel mirası, özellikle Roma döneminde önemli bir taşıyıcı rol üstlenmiştir. Roma İmparatorluğu’nda yönetim dili Latincedir; ancak felsefe, eğitim ve entelektüel üretim büyük ölçüde Yunanca üzerinden yürütülmüştür. Roma elitlerinin çocuklarına Yunanca öğretmesi, Yunan düşüncesinin kurumsallaşmasını sağlamıştır. Bu süreç Bizans döneminde de devam etmiş; devlet yapısı Roma mirasını taşırken, dil ve kültür alanında Helenik gelenek korunmuştur. Böylece Yunan düşünsel mirası, siyasi iktidarlardan bağımsız biçimde kesintisiz olarak aktarılabilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ise askerî, idari ve bürokratik açıdan son derece güçlü bir yapı oluşturmuştur. Gelişmiş arşiv sistemi, düzenli kayıt geleneği ve merkezi yönetim mekanizması, Osmanlı’nın tarihsel hafızayı sistemli biçimde muhafaza ettiğini göstermektedir. Ancak bu birikim büyük ölçüde devletin kendi ihtiyaçlarına yönelik olarak üretilmiş; Batı dünyasına dönük sistemli bir tanıtım ve anlatı faaliyetine dönüştürülmemiştir. Osmanlı, kendi iç düzeni için yeterli gördüğü bu yapıyı evrensel bir kültürel anlatıya dönüştürme konusunda sınırlı kalmıştır.

Avrupa Rönesansı sürecinde ise Yunan merkezli bir bilgi filtresi oluşmuştur. İstanbul’un fethinden sonra İtalya’ya göç eden Bizanslı âlimler, beraberlerinde Platon, Aristoteles ve Homeros gibi isimlerin Yunanca metinlerini götürmüşlerdir. Bu eserler, Avrupa düşüncesinin yeniden inşasında temel referanslar hâline gelmiştir. Avrupa, İslam dünyasından da önemli bilimsel ve felsefi katkılar almış olsa da, bu birikimi çoğunlukla Yunan kaynakları üzerinden tanımıştır. Böylece Batı zihninde “medeniyetin kökeni” büyük ölçüde Antik Yunan’a dayandırılmıştır.

Bu süreçte Osmanlı dünyası, oluşan anlatının büyük ölçüde dışında kalmıştır. Batılı seyyahlar ve araştırmacılar Osmanlı coğrafyasına geldiklerinde çoğunlukla Rum rehberler, tercümanlar ve aracılarla iletişim kurmuşlardır. Bu durum, Osmanlı toplumunun Batı’ya çoğu zaman Yunan-Rum perspektifi üzerinden aktarılmasına yol açmıştır. Dolayısıyla Batı’nın Osmanlı algısı, önemli ölçüde dolaylı ve filtrelenmiş bir anlatı üzerinden şekillenmiştir.

Bu çerçevede “güçlü toplumlar” ifadesi, yalnızca askerî veya siyasi üstünlüğü ifade etmekten ziyade, anlatı üretme ve bu anlatıyı dolaşıma sokabilme kapasitesini de kapsamalıdır. Yunan toplumları tarih boyunca her zaman siyasi olarak güçlü olmamış; ancak sahip oldukları kültürel mirası koruma, aktarma ve yeniden üretme konusunda etkili olmuşlardır. Buna karşılık Osmanlı gibi güçlü yapılar, geniş bir tarihsel birikime sahip olmalarına rağmen, bu mirası küresel ölçekte etkili bir anlatıya dönüştürmekte sınırlı kalmıştır.

Sonuç olarak, dünya büyük ölçüde Yunan merkezli anlatıyı öğrenmiştir.

Anadolu: Merkezde Olup Görünmez Kalmak

Anadolu, tarih boyunca birçok büyük uygarlığın merkezi olmuştur. Troya, Efes, Bergama gibi yerleşimler, yalnızca Yunan kolonileri değil, çok daha eski yerel kültürlerin devamıdır.

Buna rağmen, bu merkezler günümüzde çoğu zaman yalnızca “Antik Yunan şehirleri” olarak tanıtılmaktadır. Hitit, Frig, Lidya ve Urartu mirası ise sınırlı biçimde gündeme gelmektedir.

Yer adlarının, yazılı kaynakların ve akademik literatürün büyük ölçüde Yunanca temelli olması, bu algının güçlenmesinde etkili olmuştur.

Mutfak Kültürü ile Tarihsel Anlatılar Arasındaki Benzerlik

Günümüzde mutfak alanında yaşanan sahiplenme ve markalaştırma süreçleri, tarihsel anlatılarla önemli benzerlikler göstermektedir.

Ortak bir coğrafyada üretilmiş yemekler, zamanla belirli ulusal kimliklerle özdeşleştirilmektedir. Benzer şekilde, ortak tarihsel ve mitolojik unsurlar da tek merkezli anlatılar üzerinden aktarılmaktadır.

Bu durum, kültürel üretimin çok katmanlı yapısının görünmez hale gelmesine yol açmaktadır.

Değerlendirme: Çalıntı mı, Anlatı Üstünlüğü mü?

Bu makalede ele alınan örnekler, kültürel mirasın büyük ölçüde karşılıklı etkileşimle oluştuğunu göstermektedir. Bu nedenle süreci yalnızca “çalıntı” kavramıyla açıklamak eksik kalacaktır.

Bununla birlikte, anlatı üretme ve yayma gücüne sahip olan toplumların, bu miras üzerinde daha fazla söz sahibi olduğu da açıktır. Bu durum, tarihsel hafızanın dengesiz biçimde oluşmasına neden olmaktadır.

 

Doğu dünyası (Anadolu, Mezopotamya, İslam dünyası vs.) Batı’yı yeterince “anlatı düzeyinde” etkileyemedi.
Bilgi üretti ama hikâyeyi kuramadı.

Doğu dünyası, tarih boyunca matematik, tıp, astronomi, felsefe ve mimari gibi birçok alanda önemli bir bilgi ve kültür birikimi üretmiştir. Ancak bu birikim, çoğu zaman “bir medeniyet projesi” çerçevesinde bütüncül biçimde sunulamamış ve sistematik olarak markalaştırılamamıştır. Buna karşılık Antik Yunan dünyası, ürettiği bilgiyi isimlendirmiş, sınıflandırmış ve yazılı metinler aracılığıyla kalıcı hale getirmiştir. Bu süreç, Yunan düşüncesinin daha sonra Batı dünyası tarafından hazır ve düzenli bir referans kaynağı olarak benimsenmesini kolaylaştırmıştır.

Rönesans döneminde Avrupa’da yürütülen entelektüel faaliyetler de bu süreci pekiştirmiştir. Avrupa, geçmişini yeniden inşa ederken eski metinleri aramış ve bu metinlerin büyük bir bölümüne Bizans aracılığıyla ulaşmıştır. Bu eserlerin çoğunun Yunanca olması, Avrupa’nın tarihsel kökenini Yunan merkezli bir anlatı üzerinden kurmasına yol açmıştır. İbn Sina, Farabi ve Biruni gibi İslam dünyasının önemli düşünürleri Avrupa’da tanınmış olsa da, eserlerinin çevirileri görece geç yapılmış ve çoğu zaman tali kaynaklar olarak değerlendirilmiştir. Bu isimler, Batı düşüncesinin “asıl kökleri” arasında konumlandırılmamıştır.

Modern dönemde Batı’nın askerî, ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesi, kültürel alandaki bu üstünlüğü daha da pekiştirmiştir. Sömürgecilik süreciyle birlikte Batı, eğitim kurumlarını kurmuş, müfredatları belirlemiş, tarih kitaplarını yazmış ve bu anlatıları küresel ölçekte yaygınlaştırmıştır. Bu yayınlarda genellikle “medeniyetin gelişim çizgisi” Antik Yunan’dan Roma’ya, oradan da Avrupa’ya uzanan doğrusal bir hat olarak sunulmuştur. Doğu dünyasının katkıları ise bu anlatının dışında veya kenarında bırakılmıştır.

Buna karşılık Anadolu ve İslam dünyasında akademik kurumların geç kurumsallaşması, uluslararası yayın faaliyetlerinin sınırlı kalması ve yabancı dillere yönelik çeviri politikalarının zayıflığı, kültürel birikimin küresel ölçekte görünür olmasını zorlaştırmıştır. Bu nedenle Doğu toplumları, kendi tarihsel miraslarını büyük ölçüde kendi içlerinde dolaşıma sokabilmiş; ancak dünya kamuoyuna etkili biçimde aktaramamıştır.

Benzer bir durum günümüzde mutfak kültürü üzerinden de gözlemlenebilmektedir. Yunanistan gibi bazı ülkeler, geleneksel yemeklerini restoran zincirleri, markalaşma ve turizm politikaları aracılığıyla uluslararası alanda görünür hale getirirken, Türkiye’de birçok ürün daha çok yerel ve gündelik tüketim düzeyinde kalmaktadır. Bu farklılık, tarihsel süreçte yaşanan anlatı kurma ve temsil etme sorunlarıyla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Kültürel miras, yalnızca üretilmekle değil, nasıl sunulduğu ve nasıl anlatıldığıyla da şekillenmektedir.

Kültürel Mirasın Küresel Dolaşımı ve Anlatı Sorunu

Bu noktada dikkat çekici olan husus, söz konusu kültürel üretimin yalnızca ortaya konulması değil, aynı zamanda nasıl temsil edildiği ve dünyaya nasıl anlatıldığıdır. Tarihsel olarak bakıldığında, Anadolu ve çevresi; bilim, felsefe, sanat ve gündelik yaşam pratikleri bakımından son derece üretken bir coğrafya olmuştur. Ancak bu üretkenliğin büyük bir kısmı, uluslararası ölçekte kalıcı ve sistematik bir anlatıya dönüştürülememiştir.

Buna karşılık Antik Yunan ve devamında Batı dünyası, sahip olduğu bilgi birikimini yazılı metinler, eğitim kurumları ve felsefi sistemler aracılığıyla kayıt altına almış, sınıflandırmış ve sonraki kuşaklara aktarmıştır. Bu durum, Yunan ve Batı kaynaklı metinlerin Avrupa merkezli tarih yazımında “temel referans” haline gelmesine yol açmıştır. Böylece birçok kültürel unsur, üretildiği coğrafyadan koparılarak farklı bir tarihsel çerçeve içinde yeniden anlamlandırılmıştır.

Orta Çağ ve Rönesans dönemlerinde Avrupa’da gerçekleştirilen çeviri faaliyetlerinin büyük bölümü Yunanca ve Latince metinlere odaklanmış, İslam dünyası ve Anadolu merkezli kaynaklar ise çoğu zaman ikincil konumda kalmıştır. Bu durum, Doğu dünyasının bilgi ve kültür üretmediği yönünde değil, ürettiği birikimi küresel ölçekte yeterince görünür kılamadığı yönünde bir tablo ortaya koymaktadır.

Benzer bir durum günümüzde mutfak kültürü üzerinden de gözlemlenebilmektedir. Bazı ürünlerin uluslararası alanda belirli ulusal kimliklerle markalaştırılması, yalnızca tarif veya içerikle değil, tanıtım, pazarlama ve anlatı kurma süreçleriyle ilişkilidir. Kültürel unsurlar, güçlü bir temsil mekanizmasıyla desteklendiğinde küresel ölçekte kabul görmekte, aksi durumda ise görünmezleşmektedir.

Bu çerçevede, mutfak üzerinden başlayan sahiplik tartışmaları, yalnızca gastronomiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda tarihsel anlatıların, kültürel hafızanın ve medeniyet algısının nasıl şekillendiğine dair daha geniş bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir.

Sonuç olarak

Mutfak kültürü üzerinden başlayan tartışmalar, aslında çok daha derin bir tarihsel soruna işaret etmektedir. Kültürel miras, yalnızca üretildiği coğrafyayla değil, nasıl temsil edildiği ve hangi anlatılarla dünyaya sunulduğuyla anlam kazanmaktadır.

Antik Yunan, Bizans, Anadolu ve İslam dünyası örnekleri, medeniyetin tek merkezli değil, çok katmanlı bir etkileşim sürecinin ürünü olduğunu göstermektedir. Ancak bu çok katmanlı yapı, tarih yazımında çoğu zaman sadeleştirilmiş ve tek bir merkeze indirgenmiştir.

Bu nedenle temel mesele, “kimin haklı olduğu” tartışmasından ziyade, “kimin hikâyesinin duyulduğu” sorusunda yatmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de kültürel mirasın kaderi, onu anlatabilenlerin elinde şekillenmektedir.

Bu farkındalık, yalnızca tarih algısını değil, günümüz kültür politikalarını ve temsil anlayışını da yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle kültürel mirasın korunması ve temsil edilmesi, yalnızca devlet kurumlarının ya da akademik çevrelerin sorumluluğu olarak görülmemelidir. Bireylerin, ürettikleri içerikten kullandıkları dile, tükettikleri kültürel ürünlerden paylaştıkları bilgilere kadar her alanda bu mirasa sahip çıkması önem taşımaktadır. Kültürel hafıza, yalnızca arşivlerde değil, gündelik yaşamda ve toplumsal bilinçte canlı tutulabildiği ölçüde varlığını sürdürebilir.

Bu çerçevede mesele yalnızca geçmişi tartışmak değil, onu bugünde nasıl temsil ettiğimizdir. Kendi tarihini, mutfağını ve kültürünü bilmeyen ve anlatmayan bir toplum, başkalarının kurduğu anlatıların parçası olmaya mahkûm kalır. Kültürel güç, ancak bilinçli bir sahiplenmeyle inşa edilebilir.

Sonuç olarak, kültürel mirasa sahip çıkmak soyut bir söylem değil, gündelik hayatta verilen küçük ama sürekli bir mücadelenin parçasıdır. Kendi mutfağını, tarihini, dilini ve kaynaklarını öğrenmek; doğru bilgiyi paylaşmak; yüzeysel anlatılar yerine derinlikli içerikleri desteklemek, bu sürecin temel adımlarıdır. Kültür, yalnızca geçmişten devralınan bir miras değil, her kuşakta yeniden inşa edilen canlı bir değerdir. Bu değerin geleceği, onu ne ölçüde bilinçle taşıdığımıza bağlıdır.

Ali Değişmiş

Senin reaksiyonun hangisi?
+1
3
+1
2
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0

Devamını oku
Yorum yaz

You must be logged in to post a comment Giriş

Yorum yaz

Blog

Blog & Makaleler3 saat

Berat Kandili: Affın, Rahmetin ve Umudun Gecesi

Berat Kandili: Affın, Rahmetin ve Umudun Gecesi İslam dünyasında büyük bir manevi değere sahip olan Berat Kandili, bağışlanma, arınma ve...

Blog & Makaleler4 saat

Kültürel Miras, Sahiplik ve Tarihsel Anlatılar Üzerine Bir Sorgulama

Mutfaktan Günümüze: Kültürel Miras, Sahiplik ve Tarihsel Anlatılar Üzerine Bir Sorgulama Son yıllarda, Anadolu kökenli birçok yemeğin uluslararası alanda farklı...

Blog & Makaleler6 gün

KKM Bitti: Kahraman mı, Günah Keçisi mi?

KKM Bitti: Kahraman mı, Günah Keçisi mi? KKM bir ekonomi politikası değil, kriz anında devreye alınmış bir refleks mekanizmasıydı. Türkiye...

Blog & Makaleler1 hafta

Milliyetçilik Kavramının Irkçılıkla Çarpıtılması

Milliyetçilik, aidiyet ve sorumluluk duygusunu ifade ederken; ırkçılık, insanları doğuştan gelen kimlikleri üzerinden yargılar. Bu iki kavramın bilinçli ya da...

Blog & Makaleler2 hafta

İnsanlar Neden Gerçek Hedeflerine Değil, Kolay Hedeflere Saldırır?

İnsanlar Neden Gerçek Hedeflerine Değil, Kolay Hedeflere Saldırır? “İnsanlar çoğu zaman kızdıkları kişilere değil,kızabileceklerini düşündüklerine saldırır.” Sosyal medyada yaşanan tartışmaların...

Blog & Makaleler2 hafta

Farkındalığı Kaybetmeden Yaşamak: Zihinsel Dayanıklılık İçin 6 Pratik

Farkındalığı Kaybetmeden Yaşamak: Zihinsel Dayanıklılık İçin 6 Pratik Dijital çağda bilgiye ulaşmak kolay, doğruyu ayırt etmek zor.Sosyal medya, algoritmalar, hızlı...

Blog & Makaleler3 hafta

Apple ve Google’dan Tarihi Yapay Zeka İş Birliği: Yenilenmiş Siri’ye Gemini Gücü

Apple ve Google’dan Tarihi Yapay Zeka İş Birliği: Yenilenmiş Siri’ye Gemini Gücü Apple ile Google arasında imzalanan yeni yapay zeka...

Galeri

Blog & Makaleler6 ay

Türkiye İklim Kanunu Hakkında: Gerçekler ve Sosyal Medya Efsaneleri

Türkiye İklim Kanunu Hakkında: Gerçekler ve Sosyal Medya Efsaneleri Türkiye, “2053 net sıfır emisyon hedefi” doğrultusunda en önemli yasal adımlarından birini...

İnternet Haberleri11 ay

Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri

SONY DÜNYA FOTOĞRAF ÖDÜLLERİ:  PROFESYONEL KATEGORİDE FİNALİSTLER VE KISA LİSTELER   Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri, 2025 Profesyonel yarışmasının finalistlerini ve...

Blog & Makaleler1 yıl

Google Haritalar’da Köklü Değişiklik

Google Haritalar’da Köklü Değişiklik: Polis Noktaları Artık Görülebilecek Google Haritalar, dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya hizmet sunan bir navigasyon ve bilgi...

Blog & Makaleler2 yıl

Teknoloji ve Bilimin Dönüm Noktaları: 6 Mart’ın Anlamı

Teknoloji ve Bilimin Dönüm Noktaları: 6 Mart’ın Anlamı Teknoloji ve bilim, insanlığın ilerlemesinde ve gelişiminde kritik bir rol oynamaktadır. Her...

Teknoloji Galerileri2 yıl

Bakan Uraloğlu: 3. Çeyrek Raporu Sonuçlarını Açıkladı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 2023 yılı 3’üncü çeyreği rakamlarını açıkladı. Bakan Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından...

Blog & Makaleler2 yıl

Evrenin İlk Elementi: Big Bang’den Başlangıç Noktasına Yolculuk

Evrenin İlk Elementi: Big Bang’den Başlangıç Noktasına Yolculuk Evren, 13,8 milyar yıl önce, son derece yoğun ve sıcak bir durumdan...

Bilişim Haberleri2 yıl

SİNEMADA YAPAY ZEKA

Sinemada yapay zeka, birçok farklı şekilde kullanılabilir ve hikaye anlatımına, karakter gelişimine, görsel efektlere ve genel film yapımına önemli katkılarda...

Etiket Bulutu

Kategoriler

Trending

SiteLock

Gizlilik Bildirimi

Copyright © 2017-2026 Bilgizone. Yeni Bilgi Noktası. Wordpress Bilgizone Özel Tasarımı ile güçlendirilmiştir.
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Bilgizone harici linklerin sorumluluğunu almaz.